Feminist eleştirel bakış açısı, sosyal bilimler içinde “kadınlar”a yer açarken ön- celikle kadınların bulunduğu toplumsal alanları ve etkinlikleri araştırma konusu hâline getirdi. Kadınlar için doğal, değişmez kabul edilen rollerin toplumsal-kültü- rel olarak belirlenmiş olduğu ve toplumlar arasında benzerlikler ve farklılıklar gösterebileceği ortaya çıkarıldı.

Kadınların yürüttüğü yardımseverlik : ( philanthropy) etkinlikleri

1970lerde Avrupa ve Amerikan üniversitelerinde kadın tarihi (womens history) programları açılmaya başlandı.

Anglo-Amerikan : (gender and history) toplumsal cinsiyet ve tarihi dergisi

Journal of women's history : kadınların tarihi dergisi

Kadın tarihi çalışmalarını tetikleyen etkenler kadın tarihçiler tarafından genellikle şöyle belirtiliyor:
“Kadın tarihi”nin politik niteliği: Kadın tarihçilerin, feminist araştırmacıların akademik olarak marjinalleşmelerine karşı durmak istemesi,
• Kadınlara ait kolektif bir geçmiş ve politik kadın öncülerin keşfedilmesi ve bu tür bir güdülenme ile yapılan araştırmalar,
Geleneksel, ana akım tarih yazımı ile ilgili metodolojik yaklaşımların ve kavramsal çerçevelerin eleştirisi,
• Kadın hareketlerinin tarihini ve kadınları araştırmak istemek,
• Kadınlara ve erkeklere atfedilen ve cinsiyet rollerinin doğallaştırılmasına ve kadınların cinsel istek nesnesi olarak görülmesine karşı koymak.

1930’larda etkisi görülen Annales okulu çevresinde toplanan Lucien Febvre, Marc Bloch, Braudel gibi tarihçiler, özellikle emekçi sınışarın tarihi ile ilgili çok önemli yapıtlar ortaya koydular.

Kadın tarihi alanındaki araştırmacılar, kadınların tarihe katılmasının aynı zamanda “kadın”a tarih katmak anlamına geldiğini savundular

Fatmagül Berktay’ın Tarihin Cinsiyeti (2003) adlı kitabında be- lirttiği gibi feminist tarihçilik, toplumsal tarihin derin bir eleştirisini yapmakla kalmadı, aynı zamanda tarih yazımının yerleşik kavramsal ve yöntemsel araçlarını göz- den geçirmemizi sağladı ve eleştirel bir tarih yazımına yöneldi
Buna göre, yalnızca kadın öncüler, kadın kahramanlar ve ünlü kadınlar değil, toplumsal tarihte ve tarihyazımında ikincilleştirilen toplumsal gruplar, ezilenler içinde de kadınlar, tanıklıklarıyla deneyimleriyle tarihin konusu ve öznesi olabildiler.

Joan Wallach Scott, Toplumsal Cinsiyet ve Tarihin Siyaseti (Gender and the Po- litics of History) (1999) adlı kitabında, tarihin cinsiyetler açısından yeniden değerlendirilmesinin aynı zamanda ana akım tarihyazımının ve tarih disiplininin bilgi üretim yöntemleri ile ilgili kendine yönelik bir değerlendirmeyi gerekli kıldığını gösterdi.

Davidoff da toplumbilimcilerin, tarihçilerin kullanmaya yatkın oldukları ‘ev ve iş’, ‘maskülen ve feminen’, ‘özel ile kamusal’, ‘düşünsel ile bedensel’ gibi kavramsal ikiliklerin tarihsel-söylemsel kuruluşlarını irdeleyerek bu kavramların ötesine gitmeye ve tarihsel ve ampirik olarak toplumsal dünyada, kadınlarla erkekler, erkeklerle erkekler ve kadınlarla kadınlar arasında ne olup bittiğini anlamaya çalıştı .

Kadınların iktidar ilişkileri içinde geliştirdikleri direnç mekanizmaları, karşılıklı pazarlık imkânları ve kendilerine açtıkları otorite ve etki alanları araştırıldığında, örneğin, kadınların aile emekçileri olarak tarımda, esnaf ve zanaatkar ve çeşitli ev-eksenli üretim alanlarında, örneğin, dokumacılıkta, daha önceleri ekonomik faaliyet içinde gözardı edilen faaliyetleri görünür hâle geldi.

Avrupa’da endüstriyel kapitalizmin gelişme evresinde, kadınların, tıp, hukuk ya da mühendislik gibi bazı temel uzmanlaşmış meslek alanlarından dışlanması ve “gerçek, has kadınlık ideali” olarak “üretken olmayan burjuva evkadını”nın ve üremeye yönelik ve hazcı olmayan cinsel ideolojinin (puritanizm) yüceltilmesi, kapitalizmin birikim modelinde erkek-egemen burjuva aile modelinin rolünü anlamamızı sağladı.

Christine de Pisan’ın Kadınlar Kenti Kitabı, Yahudileri kurtaran Queen Esther, Romalılarla komşuları arasında barışı kuran Sabine kadınları, Frankları Hiristiyanlıkla tanıştıran Clothilda ve Bakire Meryem ve diğer azizeler gibi geçmişte iyi işler yaparak ünlenen kadınların kurmuş olduğu bir şehirden söz eder.
De Pisan, tarihe yalnızca manevralar, dalavereler ve baştan çıkarıcılıklarıyla yazılan kadınların er- demlerinden ve başarılarından sözederek kadın aleyhtarlığına karşı tarihsel anlatıyı bir araç olarak kullanır.
Christine de Pisan(1363-1430)’ın The Book of the City of Ladies (Kadınlar Kenti Kitabı,1405), Batı kaynaklı literatürde ilk feminist metinlerden biridir.

Kadınların tarihinin politik işlevi : Kadınların tarihinin kadınların güçlenmesine hizmet eden böyle bir politik işlevi olduğunu söyleyebiliriz.kadınlara ait bir toplumsal bellek yaratarak kadınlar tarafından kuşaktan kuşağa aktarılan bilgi, beceri ve toplumsal yetilerin izini sürmeye çalışıyor.

Gerda Lerner 1975’te yazdığı bir yazıda açıkça feminist siyasi bir pozisyondan, patriyarkal ezme-ezilme ilişkilerini açığa çıkarıyordu

toplumsal cinsiyet kavramının ırk, etnisite ve sınışa birlikte kesişisimsel analizlerde kullanılması: “Toplumsal cinsiyet”in tarihsel analizin bir aracı olarak kullanılması, kadınlık ve erkekliğin tarihsel ve toplumsal kuruluşlarını birbirine göre incelemek, toplumsal süreçleri cinsiyet gören bir bakış açısıyla irdelemek, kadın tarihini, toplumsal cinsiyet çalışmalarına doğru kaydırmak, bazı feminist eleştirmenlere göre apolitikleşme eğilimini beslese de Gender and History (Toplumsal Cinsiyet ve Tarih) gibi dergilerde yayınlanan makaleler “toplumsal cinsiyet” gören analitik yaklaşımların ana akım tarih yazımına alternatif bir tarih yazımı için nasıl kullanılabileceğini göstermiştir.

Kadın tarihçileri ana akım tarih yazımındaki dönemselleştirmelere de meydan okumuşlardır. Örneğin, Fransız Devrimi ve Haklar Beyannamesi’nin liberal, özerk, eril birey tahayyülü ile “erkek yurttaşlar” için getirdiği demokratik kamusal alana, siyasal katılım haklarının kadınlara tanınmamış olması dolayısıyla Fransız Devrimi’nin “devrimci” niteliği sorgulanmıştır ya da Karanlık Çağlar kadınlar için ne kadar karanlıktı? Ya Aydınlanma Çağı kimler için aydınlanmaya işaret ediyor? gibi kışkırtıcı sorular sorulmuştur.

“Kadın Tarihi Tarihin Neresine Düşüyor?” başlıklı bir söyleşide Serpil Çakır şunları söylüyordu: Joan Kelly “Kadınlar için Rönesans yoktur ya da en azından kadınların Rönesansı Rönesans döneminde yaşamadığını söyleyebiliriz”. der. Ortaçağ’da Avrupa’da büyük çamaşır yıkama dönemi Yugoslavya’dan, Almanya’ya kadar her yerde belli bir tarihsel kesit içinde kadınların ortak yaşadığı bir deneyim olarak ortaya çıkmıştır.
Osmanlı’da dönüşümlerin başlangıcı olarak nitelendirilen Tanzimat Fermanı okunurken kadınlar neredeydiler?

Ortaçağda Cadı Avı
Ortaçağ’da Avrupa ve Amerika’da Kilise’nin bunları dindışı, sapkın (heretic) hareketler olarak nitelendirdiğini ve faillerini yakarak, asarak, mahkum ederek cezalandırdığını görüyoruz. Engizisyon mahkemelerinde “cadı” ya da “büyücü” olarak nitelenen bu insanlar arasında erkekler de bulunmasına rağmen, bu alanda yapılan çalışmalar ve verilen sayılar, yok etme hareketinin esas olarak kadınlara yönelmiş olduğunu göstermektedir.

Beguineler diye bilinen ve 13. yüzyılda Belçika, Fransa ve Almanya’da etkili olan bir tarikatın üyesi olan kadınlar evlenmeyi reddediyor ve kendilerini Hristiyanlık teolojisinin yorumlarını yapmaya ve yaymaya, yardım faaliyetlerine adayarak Avrupa’da öğretilerini yaymak üzere dolaşıyorlardı. 13l0 tarihinde sapkın (heretic) olarak ilan edilerek işkenceye mahkum edildiler ve yakıldılar

1400 ile 1600 yılları arasında günde iki cadının idam cezasına çarptırıldığı tahmin ediliyor (Olsen, 1994: 58) 1592 yılında ‹skoç Agnes Sampson, büyücülükle suçlanarak yakıldı. Cadılıkla suçlanan kadınlar genellikle, evlenmemiş ya da dul, yaşlı, ya da bir şekilde sıra dışı özellikleri olan ve marjinal yaşayan kadınlardı.
Bunların arasında çok sayıda hastalıkları teşhis etme ve iyileştirme yetisi olan, halk hekimleri, ebeler, geleceği okuyan falcılar, “bilge kadınlar” vardı

1649 yılında ingiliz kadınları Avam Kamarası’na dinsel ayrılıkçılarla ilgili bir dilekçe sunuyorlar ve kendilerine Devlet işleri’ne karışmamaları onun yerine dikiş, nakış, dokuma ve bulaşık yıkama ile iştigal etmeleri söyleniyor.

1714’te cadı mahkemelerine son veriliyor. 1775’te Anna Maria Swaegel Almanya’da idama mahkum edilen son cadı olarak kaydedilmiştir

1781’de Akdeniz Engizisyonu tarafından idam edilen son mistik, Maria de las Dolores Lopez, ispanya Seville’de asıldıktan sonra yakılıyor.
1782’de isviçre’de idam edilen Anna Goddi, Avrupa’da hukuka uygun olarak mahkum edilen son cadı olarak kaydedilmiş. Cadı mahkemeleri 6 yıl önce kaldırıldığı hâlde,
1793’te Polonya’da gayri hukuki olarak gerçekleşen cadı katli ise Avrupa’daki son olay olarak kaydedilmiş .

“Kadınlar için Aydınlanma Dönemi’nden söz edebilir miyiz?” sorusuna “Hayır” cevabı veren Joan Kelly umutsuzluğa düşse de kadınlar, modern toplum düşüncesinin bu en önemli aşamasından etkilendiler ve “kadın” kavramı da değişime uğradı.

Aydınlanma düşüncesinin yaygınlaşmasına katkıda bulunan az sayıda kadın ise erkek düşünürlerin fikirlerinin yayılmasına aracılık eden örneğin, Paris’teki edebi ve en- telektüel salonlarını yürüten aristokrat kadınlar ya da Mme. Helvetius, Mme. Con- dorcet gibi ünlü adamların metresleriydi. Başka birkaç kadın ise geniş kapsamlı bir sosyal analiz ve eleştiri geliştirmeseler bile, roman yazarı olarak ve kadınların eği- timi ile ilgili yazdıkları denemelerle kadınların bireysel algı ve ihtiyaçlarına ilişkin önemli katkılar yaptılar. Elizabeth Fox-Genovese, Aydınlanma döneminde kadın- ların etkinliklerini üç başlık altında inceliyor:
1) Aydınlanma düşüncesine dolaylı da olsa katkıda bulunan kadınlar,
2) Aydınlanma filozoşarının düşüncelerinden çıkarsayabileceğimiz kadınlara dair yaklaşım,
3) Aydınlanma düşüncesinin izleriyle, özellikle Fransız Devrimi’nin getirdiği sosyal değişikliklerin etkisiyle kadınların kendileri için yarattıkları kadın hakları gündemi.

Aydınlanma Metinlerinde Kadın-Doğa-Kültür
Kadının doğa ile erkeğin kültürle eşlenmesi, kadın aleyhtarı söylemlerin ana odaklarından birini oluşturmaktadır. Kadın bedeniyle ilgili düşünce ve algılar tarihsel dönemlere göre değişmektedir. Kadın bedeni özellikle 19. yüzyılda belirsizlikleri nedeniyle denetim altına alınması gereken, hükmedilmesi gereken bir nesne gibi görülmüştür. Feminist yazarların metinlerinde “kadın doğası” ya da “kadının doğaya yakınlığı”, kadınlar adına bir güçlenme alanı kurmak ve erkek iktidarına karşı koymak amacıyla da kullanılmıştır. Bu da literatürde çok vurgulanan kadın-erkek, doğa-kültür karşıtlığını pekiştirmeye hizmet etmiştir.

Fransız Devrimi ve Yurttaşlığın Cinsiyeti
Olympe de Gouges (1748-1793), “Kadın Hakları Bildirgesi” adlı bildirisinde “insan (Erkek) Hakları Bildirgesi”ne karşı kadınların hem rasyonel akıl yürütme kapasiteleri hem de doğal yetileri dolayısıyla erkeklerle eşit yurttaşlık haklarını kazanması gerektiğini savunmaktadır. Oyun yazarı olarak ünlenmiş; yapıtlarındaki keskin dili ve radikal karşı çıkışları nedeniyle tutuklanmış ve giyotinle idam edilmiştir.

Joan B. Landes, burjuva kamu alanının yalnızca olumsal kuruluş koşulları açısından değil, kuruluş esasları bakımından da eril olduğunu, rasyonel, özerk erkek birey kurgusuna dayanan bir evrensellik ve kamusallık iddiası taşıdığını savunmaktadır. Landes, Jakoben devrimcilerin Rousseau’cu bir cumhuriyetçilik çerçevesinde cinsel farklılık temelli bir öğretiyi desteklediklerini ve kadın bedenine ve kimliğine atfedilen düzensizlik, belirsizlik, baştan çıkarıcılık ve rasyonel akıl yürütme yetisinden yoksunluk gibi özellikler nedeniyle kadınları siyasal-kamusal alandan dışarıda tutmayı tercih ettiklerini anlatıyor. Nitekim Konvansiyon, böyle bir tehdit algısıyla 1793’te kadın derneklerini ve halk kulüplerinin hepsini yasadışı ilan etti.

Landes, aynı makalede hem söylemsel hem de eylemsel düzlemde Sophie de Condorcet ve Olympe de Gouges gibi kadınların hem feminist karşı söylemlerin üretilmesinde hem de yurttaş hakları olmaksızın Devrim’in yarattığı halk hareketleri ve seferberlikte fiilen silah kuşanan militanlar ve “yurttaşlığı olmayan yurttaş katılımcılar” olarak resmî cinsiyet ideolojisinde dile getirilen doğal kadınlık çerçevesini kesintiye uğrattıklarını savunuyor

1793 Anayasası kabul edilirken çok sayıda kadın Paris’ten taşra illerinden Konvansiyon’a mektup yazmış ve “her ne kadar yasa onları Anayasa’nın kabulü için çok değerli oy verme hakkından mahrum ediyorsa da” Anaya- sa’ya bağlı olduklarını belirtmişlerdir

Kadınlar, devrimci yönetimin kendilerine atfettiği “evcillik” kategorisini bile genişletilmiş ev kavramı çerçevesinde yorumlayarak ulusun anneleri ve kız evlatları olarak vatanı savunma adına silah taşıma hakkını talep etmişlerdir

Landes’in belirttiği gibi, “kadınların devrimci harekete katılımının kapsamı birkaç kilit epizod dizisinde kendini tam olarak göstermiştir:
Kadınların Ekim 1789’da Versailles’a yürüyüşü, kadınların 1792’nin bahar ve yaz aylarındaki silahlı geçit törenlerine katılımı, kadınların Mayıs-Ekim 1793’teki Devrimci Cumhuriyetçi Kadınlar Birliği’ndeki örgütlü başkaldırısı ve kadınların Mayıs 1795’teki ayaklanmaların başlangıç gösterilerine katılımı”

Landes, Levy ve Applewhite’ın “Devrim Paris’inde Kadınlar ve Militan Yurttaşlık” adlı makalesine atıfta bulunmakta ve 1793 güzünde Jakobenlerin kadınlara karşı giriştiği bastırma hareketinin ardındaki üç etmeni sıralamaktadır:
• Siyasal sistemin yasal çerçevesi içinde yeralmayan cumhuriyetçi devrimci kadınların Jakobenler tarafından “yönetilemez” olarak algılanmaları,
• Jakoben önderlik, militan, cumhuriyetçi kadınların eylemlerini ailenin istikrarını ve erkek yurttaşları tehdit eden bir şey olarak algılamaya başlaması,
• Zayışık, eksiklik, beceriksizlik gibi edilgen kadınlık tanımlarının dışına çıkan ve bu sınırları fiilen aşan cumhuriyetçi kadınların Jakoben erkekler için bir iğdiş edilme ya da iktidarsızlık tehdidi oluşturması


Kadınların Oy Hakkı Mücadelesi
1866- Büyük Britanya’da 1498 kadın kadınların oy hakkını hukuken tanımak üze- re bir komite oluşturdular ve John Stuart Mill, Britanya’nın ilk “kadınlar için oy hakkı” dilekçesini Parlamento’ya sundu

Genel Oy Hakkı : 1928 te İngiltere de I.DÜnya savaşı sonrası tanındı

1973- Kadınlar çocukların velayeti konusunda erkeklerle eşit haklara kavuştu

II.Dünya savaşı sonrası boşanmada eşitlik sağlandı

1869- ingiltere de evli kadınlara mülk edinme hakkı tanındı

Stuart Mill : Kadınların Köleleştirilmesi (1861) adlı yapıtın girişinde, iki cins arasındaki mevcut sosyal ilişkileri yönlendiren temel ilkenin yani bir cinsin diğerine hukuki bağımlılığının kendi başına yanlış olduğunu belirtiyor ve insanlığın ilerlemesine engel oluşturduğu için cinsler arasında tam eşitlik ilkesiyle yer değiştirmesi gerektiğini savunuyordu

19.yüzyıl Amerikan kadın hakları hareketinin öncülerinden Elisabeth Cady Stanton ve Susan B. Anthony, Mary Wollstonecraft’ın Kadın Haklarının Savunusu’nda öne sürdüğü fikirleri geliştirdiler ve Doğal Haklar öğretisine dayanarak kadınların insan haklarından ve Amerikan Anayasası’ndaki temel hak ve özgürlüklerden yararlanmaları gerektiğini savundular.

Mayıs 1869’da Amerikalı femi- nist öncüler, Susan B. Anthony ve Elizabeth Cady Stanton, NWSA kısa adıyla National Woman Suffrage Association - Türkçe adıyla, Ulusal Kadınlar için Oy Hakkı Derneği’ni kurdular.

İngiltere’deki oy hakkı hareketinin tarihi, önce Christabel ve Sylvia Pankhurst kardeşler gibi üst orta sınıf kadın öncülerin ve 1903’te kurulan WSPU gibi-Women’s Social and Political Union (Kadınların Sosyal ve Politik Birliği) onların kurduğu derneklerin Londra merkezli etkinlikleri ile anlatılmıştır.

Pankhurstlerin çevresindeki işçi sınıfı üyesi tek kadın olan Annie Kenney bile otobiyografisinde (Memories of a Militant, 1924) Pankhurstler’den önceki oy hakkı mücadelesini görmezden gelir. Jill Liddington ve Jill Norris pamuklu dokuma endüstrisi kentlerinden Lancashire’de özellikle sendikal hareketin ve Women’s Cooperative Guilds (Kadın Kooperatişeri) adlı kadın örgütünün öncüleri olan kadınların oy hakkı kazanmak için 19. yüzyıl sonunda son derece güçlü kampanyalar yürütmüş olduklarını ortaya çıkardılar .

İngiltere’de kadın tarihi alanındaki yeni araştırmalar sonucunda, oy hakkı hareketinin örneğin, işçi sınıfından kadınların otobiyografilerinde, anılarında, ya da yerel örgütlerin kayıtlarında, yerel gazetelerin sütunlarında unutulan ya da yalnızca bireysel ya da kolektif hafızada saklanan bölümü yeniden kazanılmış oldu. Kamuoyunda militan’sufragette’ler kadar ses getirmemiş olsa da onlardan önce çok daha geniş tabanlı bir ‘suffrage’ hareketinin işçi sendikaları, kadın kooperatişeri ve sos- yalist hareket çerçevesinde yürütülmüş olduğu belgelenmiş oldu.

TÜRKİYE’DE MODERNLEŞME TARİHİNE KADIN TARİHİ AÇISINDAN BAKIŞ

Romancı, yazar. Halide Edib Adıvar (1882-1964) Amerikan Kız Koleji’ni bitirdikten sonra istanbul Kız Lisesi’nde öğretmenliğe başladı. Birinci Dünya Savaşı sırasında, Kız Okulları Genel Müfettişi olarak Beyrut ve fiam’da çalıştı. Kurtuluş Savaşı’na katılarak yabancı dilde muhabarat ve tercümanlık yaptı.

Cumhuriyet’in ilanından sonra eşi Adnan Adıvar’la birlikte yurt dışına çıkmak zorunda kalan H.E.Adıvar,1925-1938 yılları arasında Avrupa’da Fransa ve ‹ngiltere’de yaşadı. Amerika’da ve Hindistan’da giderek Türk Devrimi’ni tanıtan konferanslar verdi. Anılarını iki cilt halinde ve ingilizce olarak yayımladı (1926, 1928). Türkiye’ye döner ve 1940’ta istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde ‹ngiliz Dili ve Edebiyatı profesörlüğüne atanır.

Kadın Sorunları Araştırma Merkezleri bünyesinde Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı’nda “kadın” konulu tez çalışmaları yürütülmektedir. Bu araştırma izleklerini şöyle gruplayabiliriz:
1) Özellikle Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı öncülüğünde gerçekleştirilen kadın dergileri bibliyografya çalışmaları
2) Türkiye’de modernleşme tarihi ve kadın hareketi içindeki öncü kadınlara ilişkin biyografik çalışmalar, eleştirel okumalar
3) Kadın Hareketi tarihine ilişkin çalışmalar; örneğin, 1980 darbesi öncesinde özellikle orta sınıf kentli kadınları kitlesel olarak kendisine çekebilmiş olan
ilerici Kadınlar Derneği hakkında yapılan çalışmalar
4) Eğitim tarihi örneği, Kız Enstitüleri üzerine yapılan çalışmalar
5) Türkiye’de bilim tarihi ve mesleklerde kadınlara dair çalışmalar
6) Edebiyat tarihinde kadın yazarlara dair çalışmalar
7) Türkiye’de modernleşmenin sosyal tarihini cinsiyet gözeterek inceleyen, özellikle sözlü tarih görüşmelerine dayanan çalışmalar; örneğin, çocukluğun tarihi ya da evlatlıklar üzerine yapılan çalışmalar; zorunlu göçle ilgili kadın anlatıları; evin mekânsal dönüşümü, hane ve aile ilişkilerinde değişmeleri irdeleyen çalışmalar


Milli Türk Edebiyatı içinde önemli romancılarımızdan biri olan Halide Edip cumhuriyetten önceki birçok yazısını Halide Salih imzası ile yayınladı. istanbul’un
ingilizler tarafından işgaline karşı düzenlenen Sultanahmet Mitinginde yaptığı etkili konuşmayla siyasi tarihimize ilk kez büyük bir mitinge hatip olarak katılan kadın
düşünür olarak geçti.

Halide Edib Adıvar’ın kadın tarihi açısından önemi, yalnızca kamusal kimliği ile tanınmış öncü bir kadın olmasında değil, aynı zamanda kendi hayat hikâyesini, Ulusal Kurtuluş Savaşı ile koşut olarak anlatarak bilinçli bir biçimde kendisini tarihe yazmasında ve uluslararası kamuoyuna Türkiye’nin kuruluş tarihini olağanüstü bir kadının kalemiyle anlatmış olmasındadır

Türkiye’de Cumhuriyet öncesinde, Osmanlı döneminde kadın hak- larına dair bir entelektüel ve toplumsal hareketin varlığı ve bu hareketin içinde Fat- ma Aliye, Emine Semiye, Halide Edip Adıvar, Ulviye Mevlan, Nezihe Muhittin gibi kadın öncülerin üstlendikleri roller keşfedildi.

1913 ile 1921 yılları arasında, yayın hayatını sürdüren Kadınlar Dünyası adlı dergi üzerine odaklanır. Ayrıca Osmanlı feminizminin farklı aşamalarına ve özellikle
ikinci Meşrutiyet Dönemi’ndeki kadın örgütlenmeleri ve yayın faaliyetlerine ilişkin kapsamlı bilgi de içerir.

Şukufezar : sahibi kadın olan ve yazı kadrosunun tümü kadın olan ilk kadın dergisi

Kadın sözünün ve sesinin duyulabildiği en önemli kaynak ; kadın dergileridir.

Yayım tarihi açısından, ilk kadın dergisi olarak niteleyebileceğimiz Terakki-i Muhadderat, Terakki gazetesi tarafından 1869’da “Muhadderat için gazetedir” alt başlığıyla haftalık olarak yayınlanmıştır

1895’te yayın hayatına başlayan Hanımlara Mahsus Gazete’nin başyazarı ve yazı kadrosunun ta- mamına yakını kadındır. 1895-1908 yılları arasında 13 yıl boyunca 604 sayı olarak çıkan en uzun süreli kadın dergisidir

Demet, Mehasin, Kadın, Kadınlar Dünyası, Hanımlar Alemi, Kadınlar Alemi, Türk Kadını, inci, Süs, Hanım, bu dergilere örnek olarak gösterilebilir

Çakır, kadın derneklerini ;
-amaçlarına göre yardım dernekleri,
-eğitim amaçlı dernekler,
-istihdam amaçlı dernekler,
-ülke sorunlarını çözmeye yönelik dernekler,
-ülke savunmasına yönelik dernekler,
-siyasal partilerin kadın dernekleri,
-siyasal amaçlı dernekler ve
-feminist kadın dernekleri olarak ayrıştırmaktadır.

1908 - II.Meşrutiyetin İlanı

Cemiyet-i Hayriye-i Nisvaniye, Teali-i Vatan Osmanlı Hanımlar Cemiyeti, Osmanlı Türk Hanımları Esirgeme Der- neği, Ma’mulat-ı Dahiliyye istihlaki Kadınlar Cemiyet-i Hayriyyesi, Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan Cemiyeti, Kadınları Çalıştırma Cemiyeti islamiyyesi gibi kadın derneklerinin program ve tüzüklerini kitabın ekler bölümünde vermektedir.

Çakır, Kadınlar Dünyası dergisini, feminist olarak nitelemektedir çünkü bu dergi, Osmanlı Müdafaa-ı Hukuk-u Nisvan Cemiyeti’nin (Osmanlı Kadınının Hu- kukunu Savunma Derneği) yayın organıdır. Batılı feminist hareketin öncüleri, yazarları ve Batılı kadınların toplumsal, siyasal talepleri yakından izlenmekte ve Batı toplumlarında olduğu gibi Osmanlı toplumunda da erkeklerin kadınlar üzerinde kurdukları tahakküm sorgulanmaktadır.

Nezihe Muhittin (1889-1958): Eğitimci, dernekçi, gazeteci ve yazar olan Nezihe Muhittin, Cumhuriyet öncesinde çeşitli kadın derneklerinin kurulmasında görev aldı ve kadınlara oy hakkı için mücadele etti. 16 Haziran 1923’te Kadınlar Halk Fırkası’nı, 7 şubat 1924’te Türk Kadınlar Birliği’ni kurdu. Kadınlar Birliği’nin yayın organı olan Kadın Yolu ve Türk Kadın Yolu adlı dergileri çıkardı. Kız Liselerinde müdürlük yaptı. Nezihe Muhittin’inçok sayıda öykü ve romanının yanı sıra, 1931’de basılan Türk Kadını adlı kitabı, Türkiye’de kadın hareketi tarihi alanında önemli bir kaynaktır.

kadın inkilabı Osmanlı toplumunda arzulanan topyekun toplumsal inkilabın en önemli unsuru olarak öne sürülüyordu

Kadınlar Halk Fırkası ve Nezihe Muhittin

Yaprak Zihnioğlu’nun Türkiye’de erken dönem kadın hareketine dair yaptığı dönemselleştirmeye göre:
1. ilk kadın mektubunun basında yer aldığı 1868’den II. Meşrutiyet’e (1908) değin olagelen hareketliliği “Erken Dönem Osmanlı Hareket-i Nisvan-ı (1868-1908)”;
2. II. Meşrutiyet ve Milli Müdafaa dönemlerindeki feminist etkinlikler,”II. Meşrutiyet Dönemi Osmanlı Feminizmi (1908-1922)”;
3. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki düşünsel ve eylemsel etkinlikler,”Birinci Dalga Cumhuriyetçi Feminizm (1923-1935)” diye nitelemektedir

Nezihe Muhittin Birinci Dalga Cumhuriyetçi Feminizm çerçevesinde öncü kadınlardan biridir.

Türkiye’de erkek-egemen tarih yazımı ve Taha Parla’nın “atacılık” diye nitelendirdiği Atatürk’ü yüceltme kültü , kurucu öndere vurgu yapan bakış açısı, uzun bir süre Türkiye’de kadın hareketi tarihini ve kadın tarihini baskılayan bir eğilim olmuştur.

Nezihe Muhittin’i sosyal bilimler alanına ilk kez Zafer Toprak, Kadınlar Halk Fırkası’nın kurucusu olarak tanıttı

Serpil Çakır, Nezihe Muhiddin’i, Kadınlar Dünyası dergisinin sahibi ve Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan Derneği (1913) kurucusu Ulviye Mevlan (1893-1964) ile karşılaştırarak değerlendirdi. Nezihe Mu- hiddin’in Türk Kadını adlı kitabında, Ulviye Mevlan’ın isminin anılmayışına dikkat çeken Çakır, Ulviye Mevlan’ın sınıfsal kökeni itibariyle, ikinci eşi Rıfat Mevlan’ın Kürt milliyetçisi olması ve radikal fikirleri nedeniyle görece milliyetçi feminist bir çizgide yer alan Nezihe Muhiddin tarafından dışlanmış olabileceğini savundu.

Feministler Türk modernleşmesinin ve modern ulus-devletin kuruluş aşamasında etkin olan “devlet feminizmi”nin eleştirisini yaparak devletten ve erkeklerin egemen olduğu siyasi parti ve örgütlenmelerden bağımsız bir kadın hareketini savundular.

Dünya Kadın Konferansları ve Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW), devletin yasal düzenlemelerde cinsiyet eşitliğini sağlamak, kız çocuklarının ve kadınların eğitimi, kadın sağlığı, kadın istihdamı ve kadınlara karşı şiddetin önlenmesi konusunda kadınlar lehine müdahil olmasını zorlamıştır.

Kadın Kütüphaneleri, Kadın Müzeleri, Bilgi Merkezleri
ilk örnekleri Amerika ve İngilterede...

ilk örnekleri Amerika’da ve ingiltere’de görülen kadın kütüphaneleri, (Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, 1991) kadınlar tarafından üretilen ve kadın konulu olan dört türden belgeyi toplamaya çalışır:
• Yazılı belgeler,
• Sözlü kayıtlar
• Görsel kayıtlar, belgeler,
• Üç boyutlu nesneler, belgeler
Kadın kütüphanelerinin kuruluşunda ve sürdürülmesinde “belgelere feminist bir bilinçle yaklaşmak” birinci derecede önem taşımaktadır.

“Kadınlar nerede?” sorusunu ortaya koyduklarından, değişik bir yaklaşım biçimi gerektirmektedirler. Kadınlar varolmakla birlikte görünmez hâle getirilmişlerdir; dolayısıyla bu belgelerde aradığımız varolmayan kadınlar değil, görünmeyen kadınlardır”

Kadın kütüphanesinin misyonu ile ilgili şu noktalar belirtilmektedir
• Kadınların geçmişine dair belgeler toplamak,
• Hızla tarihin belgelerine dönüşecek olan bugünün belgelerinin ayırdında olmak,
• Kadınlar arasında, kadın örgütlerinde, kütüphanecilerde ve genel kamuoyunda eski ve yeni belgelerin öneminin bilincini yaymak,
• Belgeleri sınışandırma ve okuma ve yorumlama biçimlerine dair kadın deneyimlerini ortaya çıkaracak, görülür kılacak yeni yöntemler geliştirmek,
• Kadınların yaşam ve mücadelelerinde hem karşı karşıya kaldıkları baskıları
hem de gösterdikleri direnişi belgelemeye çalışmak,
• Kadın hareketinin çeşitli kesimleriyle bağlantı içinde olmak.

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı Türkiye’nin ilk ve tek kadın konulu özel kütüphanesidir. Doç. Dr. Füsun Akatlı, Prof. Dr. Jale Baysal, Aslı Davaz, Doç. Dr. fiirin Tekeli ve Füsun Yaraş tarafından 14 Nisan 1990 yılında kurulmuştur. Vakfın temel amaçları şu biçimde ifade edilmiştir:
“Kadınların geçmişini iyi tanımak;
bu bilgileri bugünün araştırmacılarına derli toplu bir şekilde sunmak;
bugünün yazılı belgelerini gelecek nesiller için saklamak”.


Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı Vakfın genel kurulunda çeşitli meslek gruplarından ve akademisyenlerden 30 kadın üye bulunmaktadır. Kuruluşundan bu yana istanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tahsis ettiği Haliç’te, Fener’deki binada hizmet vermektedir. Türkiye’de yerel yönetimlerle vakışar ya da sivil kadın örgütleri arasında iş birliği ve sürdürülebilir ortak projeler için de bir örnek oluşturmaktadır.


2000’li Yıllarda Türkiye’de Kadın Hareketi
22 Kasım 2001 tarihinde kabul edildi ve 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girdi. 9 Ocak 2003’te Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine dair kanun kabul edildi.

Kadın haklarının bugünkü gündeminde “kadının yaşam hakkının korunması” birinci öncelik olarak gözüküyor.

Avrupa Komisyonu tarafından önerilen “gender mainstreaming” ya da “cinsiyet eşitliğinin dahli” diye adlandırılan yaklaşım ve politikaların sosyal eylem programları çerçevesinde hayata geçirildi ve bu adımlar dönemsel raporlarla izlendi.

Mart
2004’te Türkiye’den çok sayıda kadın örgütünün bir araya gelmesiyle Avrupa Kadın Lobisi Türkiye Ulusal Koordinasyonu’nun kurulması, bu süreçteki önemli gelişmelere işaret ediyor

TÜRKİYE DE FEMİNİST TARİH YAZIMI İÇİN NOTLAR :

Feminist Sözlü Tarih1: Türkiye’de öncü niteliğinde birkaç kadın sözlü tarih projesi yürütülmüştür. Ekonomik ve Sosyal Tarih Vakfı’nın ünlü sözlü tarihçi, Voice of the Past (Thompson, 1999) adlı kitabın yazarı Paul Thompson’ı davetiyle sözlü tarih atölyeleri gerçekleştirilmiştir. Bu tarihten sonra sosyal bilimlerin çeşitli alanlarında yürütülen tezlerde sözlü tarih yöntemi yaygın olarak kullanılmaya başlamıştır.

Feminist SözlüTarih 2: 1) Kadın Eserleri Kütüphanesi Sözlü Tarih Projesi 2) “Cumhuriyet Türkiyesi’nde Öncü Kadınlar Projesi”, Serpil Çakır tarafından
istanbul Üniversitesi Kadın Araştırmaları Merkezi’nde yürütüldü (1996).Yaşları 70 ve üzerinde olan ve çocukluklarını Cumhuriyet’in ilk döneminde yaşamış olan
25 öncü kadınla görüşüldü. Bu görüşmelerin bazıları el kamerasıyla kaydedildiğinden görsel kayıtları da mevcuttur.

Feminist Sözlü Tarih 3: Serpil Çakır’ın yürütmüş olduğu diğer proje, “Türkiye’de Kadın Parlamenterler Projesi”, siyasi temsiliyetin toplumsal cinsiyet boyutunu
araştırmak ve bu alanda bir sözlü tarih arşivi oluşturmak amacıyla gerçekleştirildi. Araştırma, istanbul Üniversitesi Araştırma Fonu tarafından desteklendi.
1999 ve 2002 seçimlerinde parlamentoya giren kadın milletvekilleri ile yapılan görüşmelerde bazen dijital ses kayıt cihazı ve bazende digital video kamera kullanıldı.

Türkiye’de tarih yazımında kadınların görünür olmamasının nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:
• Türk modernleşme projesi içinde kadınlara atfedilen sembolik roller ön pla- na çıkmakta ve kadınların tarihin özneleri olarak etkinlikleri gözardı edil- mektedir.
• Kadın hakları esas olarak milliyetçilik ideolojisi çerçevesinde tartışılmış ve modern ulus-devletin resmi ideolojisi çerçevesinde savunulmuştur.
• Kadın bakış açısından ve kadınların ataerkil toplumsal ilişkiler içindeki eşit- siz konumunu sorgulayan feminist tarih yazımı için kadın tarihinin modernleşmeci-milliyetçi söylemden kurtarılması gerekmektedir.
• Türkiye’de kadın hareketinin tarihini araştırırken, Batılı feminizm ve bugünkü kadın haklarının zihniyet ve söylem kalıplarıyla değil, tarihsel-kültürel bağlamı içinde değerlendirirsek yanlış yorum ve haksız yargılardan kurtulabiliriz.
• Türkiye’de Dil Devrimi ve Osmanlıdaki Arap alfabesi yerine Latin alfabesi- nin kabulü nedeniyle yaşadığımız kültürel kopukluk, bir tür tarihsel amnezi ya da bellek kaybına neden olmuştur.
• Kadınların bıraktığı anı, günce, otobiyografi, mektuplaşma gibi birincil yazılı kaynaklar çok sınırlı da olsa varolan kaynaklar da yeterince gün ışığına çıkarılmamış ve tarihçiler tarafından değerlendirilmemiştir.
• Kadı sicilleri, tereke kayıtları, fermanlar, fetvalar, arzuhaller, miras kayıtları, Osmanlı minyatürleri kadınların geçmişteki sosyal hayatlarına ilişkin çok önemli bilgiler verebilir ve başka belgelerle birlikte yaratıcı biçimde yorumlanabilir.
• Arkeolojik kazılarda bulunan nesneler, kaya kabartmaları, anıtlar, mezar taşları, duvar resimleri, çanak çömlek ve diğer ev eşyaları, çeşitli ritüel nesneleri gibi maddi kültürün kalıntıları kadınların geçmişini, kayıp tarihini yeniden kazanmamızı sağlayabilir.
• Yazılı kaynakların sınırlılıklarını sözlü kültür ürünleri ve folklor ürünleriyle aşmaya çalışabiliriz. Halk hikayeleri, şarkı ve türküler, masallar, atasözleri, deyimler, geleneksel halk oyunları ve giysiler, bize kadınların tarihi hakkında çok önemli bilgiler verebilir.
• Edebi kaynaklar, özellikle romanlar, kadınların toplumsal dünyaları ve sosyal kimliklerine ilişkin değişmeleri seçmemize ve kavramamıza yarayabilir.
• Sözlü kültürün yanısıra sözlü tarih yöntemiyle hayatta olan kadınların tanıklıklarına ve kadınların yakın çevrelerindeki başka kişilerin tanıklıklarına baş- vurarak bu sözlü kayıtlar hem yaşam tarihi, biyografi yazımında, kadın hareketinin tarih yazımında hem de kadın-odaklı bir sosyal tarih yazımında kullanılabilir


Hazırlayan : Arzu BAYRAK ÖZTÜRK


Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi - KRONOLOJİ

I. ve II. Meşrutiyet Dönemlerinde Osmanlı modernleşme hareketleri içinde gelişen Hukuk-u Nisvan alanındaki reformlar ve Cumhuriyet Dönemi’nde kadın haklarıyla ilgili gelişmeler, örgütlenmeler ve belli başlı eylemlerle belirtilmiştir. 1980li yıllarda gelişen bağımsız kadın hareketi ve 1990’lı yıllarda kurumsallaşan kadın hareketi, çok ayrıntılı ve titiz biçimde araştırılmıştır. 1980’li yıllardan başlayarak aşağıdaki kronolojide sıralanmıştır:

1983 Ankara’da oluşan ilk feminist grup, bilinç yükseltme ve seminer toplantılarında kadınlar evlilik, cinsellik, ev içi işbölümü, feminizm tarihi gibi konuları tartıştılar. 27 Mayıs 1983’de on haftaya kadar olan gebeliklerin kürtajla sona erdirilmesine ve gönüllü cerrahi sterilizasyon yöntemlerine izin veren yasa değişikliği yapıldı. Ancak kürtaj için evli kadınlara kocadan izin alma koşulu getirildi.

8 Mart 1984 ‹stanbul’da 35 kadın Kadın Çevresi’ni kurdu. fiubat 1989’da kapanan Kadın Çevresi, feminizmin önemli kitaplarını çevirerek yayınladı.

şubat 1985 istanbul’da Mektup dergisi yayınlanmaya başladı; kadınların çıkardığı ilk islami dergi olma özelliğini taşıyor. 14 Ekim 1985’ BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, Türkiye’de de yürürlüğe girdi. Aile hukukunu ilgilendiren 15. ve 16. maddelere konulan çekinceler ancak 1999’da kaldırılabildi.

8 Mart 1986 Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin uygulanması için hazırlanan dilekçeyle açılan imza kampanyasında toplanan 7000 imza meclise verildi. “Kadınlar Dilekçesi” eylemi, 1980 sonrasının ilk kitlesel eylemiydi.

8 Mart 1987 Kadın Çevresi tarafından çıkarılan Feminist dergisi yayın hayatına başladı; Mart 1990’a kadar yayını sürdü. 4 Nisan 1987’de Dayağa Karşı Kampanya başladı. 17 Mayıs 1987’de 80li yılların ilk kitlesel kadın yürüyüşü olan “Dayağa Karşı Dayanışma Yürüyüşü” yapıldı. Haziran 1987’de o günün medyasında “türbanlı feministler” diye anılan ‹slamcı kadınlar, bir yıl boyunca Zaman gazetesinde kadın sorununu gündeme getiren yazılar yazdılar.

1988 Duygu Asena’nın 55 baskı yapacak olan Kadının Adı Yok adlı kitabı yayınlandı.

Ocak 1989 Ankara’da Kadın Dayanışma Derneği kuruldu. “Bedenimiz Bizimdir Cinsel Tacize Hayır” kampanyası, dayağa ve bekaret konrolüne karşı kampanyalar örgütledi. 11-12 fiubat 1989 tarihlerinde yapılan1. Feminist Kongre’nin sonunda “Kadınların Kurtuluşu Bildirgesi” yayınlandı. 2 Mayıs 1989’da islami görüşlü ‹stanbul’da Hanımlar Eğitim ve Kültür Vakfı kuruldu. 5-6 Mayıs 1989’da kendisini “Bağımsız Kürt Kadın Grubu” olarak tanımlayan Komjin Kadın Grubu Almanya’da resmen kuruldu ve Mayıs 1991’den itibaren Jiyan adlı bir dergi çıkarmaya başladı. 19-21 Mayıs 1989’da 1. Kadın Kurultayı toplandı. 2 Kasım 1989 sabahı ‹stanbul’da cinsel tacize dikkat çekmek için yürütülen kampanya çerçevesinde yapılan bir basın açıklamasının ardından kadınlara mor iğne satışı başladı.

24 Ocak 1989’da ‹çişleri Bakanlığı, ilk açılacak kaymakamlık sınavına kadınların da alınacağını açıkladı. 29 Aralık 1989’da Başbakanlığa bağlı Aile Araştırma Kurulu kuruldu Aynı yıl Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği kuruldu.

10 Ocak 1990 Anayasa Mahkemesi’nin fuhuş yapan kadınlara tecavüzde ceza indirimi getiren, TCK’nin 438. Maddesinin Anayasaya ve eşitlik ilkesine aykırı olmadığına ilişkin kararı kadın grupları tarafından protesto edildi. 23 Ocak 1990’da 438. Maddeyi protesto kampanyası yürüten kadınlar, ‹stanbul’da genelevlerin bulunduğu Zürafa Sokak’a giderek “iffetli kadın sertifikası” dağıttılar. Bu eylemler sonucunda 21 Kasım 1990’da 438. Madde Meclis tarafından iptal edildi. 1980 sonrası kadın hareketinin ilk hukuksal kazanımıdır.

14 Nisan 1990’da Kadın Eserleri Kütüphanesi kuruldu. 9 Mayıs 1990’da Dayağa Karşı Dayanışma Kampanyası kurumsallaştı Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı kuruldu. ‹lk dönemde çalışmalarını danışma merkezi olarak sürdüren vakıf, yerel yönetimleri ve merkezî idareyi etkileyerek kadın sığınma evlerinin açılmasında etkili oldu. Mor Çatı, Eylül 1995’te 18 kadın, 20 çocuk kapasiteli bağımsız kadın sığınağını açtı.

4 Ekim 1990’da Prof. Dr. Necla Arat, Prof. Dr. Türkan Saylan, ve Prof. Dr. Aysel Çelikel’in girişimleriyle istanbul Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi kuruldu.

25 Ekim 1990 Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü kuruldu.

17 şubat 1990 Medeni Yasa’da kadınların aleyhine olan maddelerin değiştirilmesi için açılan kampanyada 100.000 imza toplandı, ‹zmir, Ankara ve ‹stanbul’u temsilen gelen 150 kadınla birlikte Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk’a sunuldu.

Eylül 1994 Ankara’da Türkiye’nin ilk gay ve lezbiyenler dergisi KAOS GL yayınlanmaya başladı.

1990lı yıllar: Anadolu’nun çeşitli kentlerinde Bağımsız Kadın ‹nisiyatişeri ve Kadın Platformları oluşturuldu (Gaziantep Kadın Platformu, ‹zmir Kadın Platformu, Bursa Yerel Gündem 21 Kadın Grubu, Antalya Kadın Platformu, Azadi Kürt Kadın Grubu, Diyarbakır Demokrasi Platformu, Ankara Birleşik Kadın Platformu, Adana Kadın Platformu vd.).

Aralık 1993 ‹stanbul’da Kadının ‹nsan Hakları Projesi etkinliklerine başladı.

12 Ocak 1990 istanbul Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde toplanan ve laiklik, demokrasi ve eşitlik ortak paydasında buluşan 38 kadın örgütünden 34’ü bir protokol imzalayarak istanbul Kadın Kuruluşları Birliği’ni oluşturdu.

29 Kasım 1990 Medeni Yasa’nın kadının çalışma hakkıyla ilgili kocanın iznini öngören 159. Maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından eşitlik ilkesine aykırı bulunarak iptal edildi.

1991 Prof. Dr. Necla Pur’un girişimiyle Marmara Üniversitesi Kadın ‹şgücü ‹stihdamı Araştırma ve Uygulama Merkezi kuruldu.

1993 Ankara Üniversitesi Kadın Sorunlarını Araştırma Merkezi kuruldu. ODTÜ Kadın Araştırmaları Merkezi kuruldu.

Kasım 1996 Türkiye’de kadın kuruluşları arasında iletişim sağlamak amacıyla Halime Güner’in başkanlığında Uçan Süpürge Limited fiirketi kuruldu.

Mart1996’da Kürt Kadın Dergisi Roza yayın hayatına başladı.

1996 izmir’de Ege Üniversitesi bünyesinde Ege Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (EKAM) kuruldu.

Nisan 1996 ‹stanbul’da bir grup kadın, eve parça başı iş alan kadınların örgütlenmesi için çalışmalar başlattı. Evde Çalışan Kadınlar Birliği ‹çin ‹nisiyatif adıyla çalışmalarını başlatan grup, daha sonra Görünmeyen Emek Kolektifi (GEK) adını aldı. Grup, dünya genelinde konuyla ilgili kadınların oluşturduğu Home Net’e üye.

Nisan 1997 fiirin Tekeli’nin başkanlığında, Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği (KA-DER) kuruldu. 14 Mayıs 1997’de evli kadının önceki soyadını kul lanmasına olanak veren yasa değişikliği kabul edildi. 21 Ağustos 1997’de Diyarbakır’da kadına yönelik şiddete ve ayrımcılığa karşı 1984’ten beri çalışma yapan kadınlar KA-MER Kadın Merkezi’ni kurdu.

19 Kasım 1997 Nüfus ve Vatandaşlık ‹şleri Genel Müdürlüğü, nüfus cüzdanlarına medeni hal bölümüne sadece evli-bekâr yazılmasını sağlayan bir genelge yayınlandı.

14.1.1998 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun kabul edildi..

22 Temmuz 1998 Kadınların kocalarından bağımsız gelir vergisi beyannamesi verebilmesi için Gelir Vergisi Yasası değişikliği kabul edildi.

21-22 Kasım 1998 ‹stanbul’da 1. Kadın Sığınakları Kurultayı düzenlendi.

30 Kasım 1998 Ankara Barosu Kadın Danışma Merkezi açıldı.

20 Mart 1999 ‹stanbul Barosu Kadın Hakları Komisyonu’nun, Baroların kadın komisyonları arasında bir ağ oluşturulması gündemiyle düzenlediği ve 21 Barodan temsilcinin katıldığı toplantıda TÜBAKKOM kuruldu. Kuruluş, TBB’nin aldığı bir kararla “Türkiye Barolar Birliği Kadın Hakları Komisyonu” olarak kabul edildi.

26 Ağustos 1999 BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ne Türkiye’nin koymuş olduğu aile hukukunu ilgilendiren 15 ve 16. maddelerdeki çekinceler kaldırıldı