Hukuk toplumsal cinsiyete dayalı ilişkilerin kurulmasında, sürdürülmesinde ve değiştirilmesinde oldukça etkilidir. Hukukun bu gücü ise hukuku oluşturan normların müeyyideye veya yaptırıma sahip olmasından kaynaklanır.

Feminist literatürde, “Hukuk adaletsizdir.” şeklinde karşımıza çıkan slogan, özellikle tarihsel olarak hukukun toplumsal cinsiyetle ilgili eşitsiz tavrına işaret etmektedir. Bu bağlamda hukukta toplumsal cinsiyetle ilgili adalet sorunlarının, eşitlik sorunları olduğu belirtilebilir.

Feminist hukuk teorisi, toplumsal cinsiyet ve hukukla ilgili teorik düzeydeki incelemeyle ilgilidir.

Feminist teorinin 2.boyutunda: ceza hukuku, aile hukuku, iş hukuku gibi hukuk alanları veya pornografi, cinsel taciz, tecavüz gibi konular incelenmektedir.

normların belirgin özelliği : normatiflik içermeleri, yani yapılması veya yapılmaması gerekeni belirtmeleridir.

Hukuk ve toplumsal cinsiyet ilişkisi hukuk normlarının türetilmesiyle ilgili başlıca iki şekilde olabilir.
ilk olarak hukuk normlarının konulması aşamasında hukuk normlarını koymakla görevli organın, bu normları kültürel normlardan veya ideolojiden türetmesiyle toplumdaki mevcut toplumsal cinsiyet anlayışı hukuka yansır.

ikinci olarak toplumsal cinsiyetle veya cinsiyetle ilgili normların türetilmesi, kültürel normlar veya ideoloji bağlamında değil, hukukun ilişkili olduğu değer ve insan hakları bilgisi ışığında türetilirse bu durumda toplumsal cinsiyete ilişkin normların adalete uygun bir şekilde oluşturulması söz konusu olur.

Kamusal yaşamda kadına yer verilmemesinin başlıca örneği oy hakkının olmamasıydı.

Patricia Smith : kölelik aşaması : hukukun ataerkil kültürel normlara göre oluşturulmasıdır.
Bu aşamada hukuk, kadını ikinci kılan ve bağımlılık ilişkisini güçlendiren, eşitliğe apaçık şekilde aykırı normlara yer vermektedir.. Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti hukuk sistemi dahil olmak üzere birçok hukuk sistemi kölelik aşamasından uzaklaşmıştır. Ancak geleneksel yapıların hukuku belirlediği toplumlarda, yine kölelik aşamasının hukukta olduğunu söylemek mümkündür.

Eğer evliyse, erkek kadını kanunlar önünde, vatandaşlığı sona ermiş gibi gösterir. Kadının mülkü üzerindeki tüm hakları ve hatta kazandığı parayı bile alır... Evlilik antlaşmasında, kadın kocasına karşı itaatkar olacağı üzerine söz vermeye zorlanır. Erkek, kadının efendisi olmaktadır- kanun, erkeğe kadının özgürlüğünü elinden alma ve onu cezalandırma hakkını vermektedir

nötrlük ilkesi : kurallar nötr uygulanırsa hakkaniyet adalete ulaşır.

notrlükte ; durumlar arasındaki farklılıkların hiçbirşekilde göz önünde tutulması gerekir.

aile hukukunda toplumsal cinsiyet nötrlüğü üzerinde durmak, kadın ve erkek arasındaki toplumsal farklılıkları yadsımak demektir. bu da hukukun toplumsal cinsiyet bakımından nötr olmasının eşitsiz sonuçlara yol açabileceği anlamına gelir.

polyanna : kadınlara erkekler gibi davranılırsa bütün problemlerin biteceğini düşünen polyanna, bir işte çalışıp birde hamileyse herşeyin yolunda olmadığını anlayacaktır.

örneğin : ev içi şiddet

Hukukta kadına yönelik adaletsizliğin giderilmesinin başlıca yolları :
-kadının toplumsal cinsiyet bakımından eşitsizliğini giderecek şekilde hukuk normlarının oluşturulmasıyla ilgilidir.
-Hukukun toplumsal cinsiyetci bir kurum olması
-toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya çalışması

Konsensüs : fikir birliği

Hukuk ; Doğal düzenle uyumlu olarak eşitsizliği hakkı gösteren sosyal ve kültürel konsensüs yansıtarak toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kaynağı durumundadır.

Feminist Hukuk Teorisi : toplumsal eşitsizliğin temel kaynağı ataerkil ideolojiyi yansıtan toplumsal cinsiyettir. Toplumsal cinsiyetin hukuk uygulanması, yorumlanması ve gelişimini etkilediğini iddia eder.

Feminist hukuk teorisi : 1970 lerin başındaki kadın haraketlerinin hukuk teorisine etkisiyle çıktı.

Toplumsal cinsiyet bakımından hukukun incelenmesi : 18.yy da Mary Wollstonecraft tarafından. : kadınların yaşamları üzerlerindeki hukuk kurallarının etkisini yorumlamıştır.

19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. yüzyılın başından önemli bir toplumsal hareket başlamıştır. Bu toplumsal hareketin başlıca amacı, kadınlar ile erkeklerin aynı haklara sahip olmasını sağlamaktı.

1960 a kadar birinci dalga feminizmi

Birinci dalga feminizmi :
hukukta kadınların olmayışına ve kadınlara hakların çok sınırlı bir şekilde tanınmasıyla ilgili durumu ortaya koymaktaydı. Birinci dalga feminizminde kadınlar evlilik içinde mülkiyet ve velayet hakkı için mücadele etmişler, ancak mücadeleleri sadece özel alana ilişkin haklarına ilişkin olmayıp eğitim, çalışma ve seçme ve seçilme haklarına ilişkin de olmuştur.

İkinci dalga feminizm (1960) :
kültürel ve toplumsal normların kadının ikincilleştirilmesinde rolünü ortaya koymuşlardır.
ikinci kuşak feministler ilk kuşak feministlerden farklı olarak hem teorik hem de eylem düzeyinde kendi aralarında farklılaşmışlardır.

ilk kuşak feministlerden en önemli farklılıkları, 20. yüzyılın sonlarında söylemlerinde kadın cinselliğine yaptıkları vurgudur. Bu bağlamda kürtaj, doğum kontrolü, cinsel şiddet ve taciz, tecavüz, lezbiyen annelik hakları gibi konulara ilişkin tartışmalar başlatmış ve kendi bedenleri üzerindeki devlet müdahalesini engelleyecek kampanyalar yapmışlardır.

1960’lı yıllarda toplumsal hareketler içinde yer alan kadın hukuk öğrencileri, hukuk eğitiminde kadının kadın olmaktan kaynaklanan sorunlarının ele alınmamasını eleştirmeye başlamışlardır.
Örneğin, eşit koşullardan çalıştıkları işyerlerinde kadınların erkeklere neden daha az ücret aldıklarını iş hukuku derslerinde tartışılmaması veya ev-içi şiddet konusunun aile hukuku ya da ceza hukuku derslerinde ele alınmamasını sorgulamışlardır

1970lerin ortasında : hukuk fakültelerinde kadın ve hukuk ; hukukta kadın, toplumsal cinsiyet ve hukuk.. dersleri verilmeye başlandı.

Kadın hukuk mezunları : kadınların pratik hukuktaki sorunlarını, feminist perspektiften ele almaya başladı. Bu öğrenciler uzman oldukları hukuk alanında feminist perspektiften yeniden analiz yaptılar. Bu analiz hukuk teorisinde " feminist hukuk teorisi " alanını oluşturdu.
Bu teorisyenleri birleştiren düşünce : toplumun ve onun uzantısı olan hukukun ataerkil olduğudur.

Feminist hukuk teorisi : hukukun kadın bakış açısıyla analiz edilmesidir.

Feminist Hukuk Teorileri :
- liberal ( eşitlikçi)
-kültürel
-radikal
-marksist
-postmodern

en fazla tartışılan yaklaşımlar : postmodern yaklaşımlar ve sosyolojik toplumsal cinsiyet kuramları yaklaşımı. yani toplumsal cinsiyeti kuramsal pratiklerde ve hukuk sistemlerinde arayan yaklaşım

Feminist hukuk teorisinde aynılık : adaletin kadın ve erkeğin hukuk önünde eşit olması.

Feminist hukuk teorisyenlerinin ilk haraket ettikleri öncül : hukukun toplumsal cinsiyet bakımından nötr olduğu durumlarda bile erkek perspektifine göre oluşturulup erkek ön yargısına dayanmasıdır.

Eşitlikçi-Liberal yaklaşım : toplumsal cinsiyet konuları hukukta eşitsizlik konuları olup, bunu ilk dile getiren yaklaşım.

bağlamda aynılık/farklılık tartışmasıyla ilgili radikal feminizm, farklılık feminizmi ve eleştirel feminizmi içeren feminist hukuk teorisinin farklı standartları ortaya çıkmıştır

Geleneksel liberalizme göre hukukun fonksiyonu, başkasının hakkını ihlal etmemek koşuluyla, bireylere kendi amaçlarını gerçekleştirmeleri için eşit fırsatı sağlamaktır. Liberal feministler de aynı şekilde toplumsal cinsiyet bağlamında eşit fırsatın sağlanması gerektiğini belirtirler.
Kadınlarla erkekler aynı haklara sahip olmalı.

Liberal feminizme paralel olarak liberal feminist hukukçuları ortaklaştıran en temel amaç, kadınların şekli anlamda eşitliği olup, erkeklere yapılan muamelenin aynısının kadınlara da yapılması savunulmaktadır.

Liberal eşitlik ilkesi veya eşit muamele ilkesi şekli eşitlikle ilgilidir. fiekli eşitlik, benzer durumda olanlara benzer şekilde davranma anlamına gelip, benzer durumda bulunan bireylere, gruplara veya grup üyelerine de benzer şekilde davranmayı içermektedir

liberal feminist hukuk teorisyenleri toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kaynağı olarak hukuki engelleri görmekte ve şayet hukuktaki engeller kaldırılırsa toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanacağını düşünmektedirler .

asimilasyoncu feminist yaklaşıma göre, kadınların erkeklerle aynı hukuksal statüye kavuşmaları için erkekler gibi olmaları gerekmektedir. Bu durumda daha önce erkelere nasıl davranılıyorsa kadınlara da bu şekilde davranılması ve hukukun buna uygun şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Örneğin bir iş yerine kadınlar işe alınırken erkeklerin çalışma saatleriyle kadınların çalışma saatleri arasında herhangi bir farklılık olmadığı kuralı temelinde sözleşme yapılıyorsa kadınların biyolojik farklıklarından kaynaklanan hamilelik, doğum, emzirme vb. gibi durumlarda çalışma saatlerinde herhangi bir değişiklik yapılamayacaktır. Bu nedenle kadınlar bu iş yerine girmek istiyorlarsa erkek gibi olmak zorunda olup kadın olmaktan kaynaklanan herhangi bir farklılığa ilişkin olarak hak talebinde bulunmaları mümkün olmayacaktır.

Hamide Topçuoğlu kadınların iş hayatına ilişkin olarak yapmış olduğu araştırmasında söz konusu yaklaşımı ortaya koymaktadır. Ona göre “....eskiler, (erkek işi) ile bütün memleket işlerini, bütün cemiyet işlerini murad etmişlerdir. Bugün ise kadınlar bu işlere iştirak hakkına sahiptirler. O hâlde ‘erkek işine karışmak’ hakkı bir emri vaki olduğuna göre biraz erkeğe benzemek, biraz onun anladıklarından anlamak, onun muhakeme şeklini benimsemek de lazımdır!..”

androjenik feminist yaklaşıma göre, kadınlar ve erkek- ler birbirlerine büyük ölçüde benzemektedirler. Onlara göre hukukta androjenik bir insana nasıl davranılmasını öngörülüyorsa her iki cinsiyete de o şekilde davranılmalıdır.
ABD’li feminist hukukçu Wendy Williams’ın hamilelik konusunda yaklaşımı androjenik feminist yaklaşıma örnek olarak gösterilebilir.
Williams’a göre herkese eşit muamele edilmelidir. Eşit muamele ilkesi uyarınca mevcut hukuk kuralları sağlığı yerinde olmayan bir çalışana hangi hakları tanıyorsa, hamile kadınlara da aynı hakların tanınmasını sağlamaktadır.
Bu yaklaşımıyla Williams, kadın ve erkek arasındaki farklılıklara dikkat çekmekten ziyade, bu farklılıkları minimize ederek androjenik feminist yaklaşımı ortaya koymaktadır.
Androjenik feminist model hem kadına ait farklılıkları hem de erkeğe ait farklılıkların temel alınmasına karşıdır. Bu yaklaşıma göre toplumsal kurumların tüm toplumsal cinsiyetler için eşit bir şekilde uygulanabilecek normlarının bulunması gerekmektedir. Kısacası ortada buluşulması hedeflenmektedir

Farklılık Yanlısı Feminist Hukuk Teorisi
Farklık yanlısı feminist hukuk teorisi, literatürde asimetrik feminizm, özel/farklı muamele feminizmi olarak da geçmektedir. Bu feminist gruptaki hukukçular da kendi aralarında farklılaşmaktadırlar. Bunlar, bivalent (iki değerli) model ya da özel hakları savunan feminist hukuk yaklaşımı ve uzlaşma yaklaşımıdır.

Özel haklar modeli kadınların ve erkeklerin farklı olduğunu belirtmektedir. Onlara göre, toplumsal cinsiyet farklılıkları, biyolojik farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Örneğin çocuk bakımı rolü gibi bir toplumsal cinsiyet farklılığı, bir biyolojik farklılık olan üreme kapasitesinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle hukuki düzenlemelerin bu farklılıklar göz önünde bulundurularak ortaya konulması gerekmektedir. Aksi hâlde kadınlar bu farklılıkları nedeniyle mağdur olabileceklerdir.

Özel haklar yaklaşımını en net şekilde ortaya koyan feminist hukukçu Elizabeth Wolgast’tır. Wolgast’a göre kadınlar erkeklerle eşit olamazlar. Zira eşitlik tanı- mı gereği “aynılığı” gerektirmektedir. Ona göre eşitlik yerine, kadınların özel ihti- yaçlarını temel alan özel haklar talep ederek adalet sağlanabilecektir .

Ann Scales, Wolgast’ın modelini sınırlayıcı bir kural öne sürmektedir. Buna gö- re kadınlar hamilelik, emzirme gibi sadece kendi cinsiyetlerine özgü farklılıklar ya- şadıklarında, erkeklerden farklı bir takım haklar kazanabilmelidirler.

Uzlaşma yaklaşımını savunan feministler biyolojik farklılıklar söz konusu olduğunda, kadınlara farklı ya da özel muamelenin yapılması gerektiği konusunda özel haklar modeliyle birleşmektedirler. Ancak onlar, toplumsal cinsiyetten kaynaklanan farklılıklar söz konusu olduğunda eşit muamele edilmesi gerektiğini düşünmektedirler

Sylvia Law uzlaşma yaklaşımını savunan bir feminist hukukçudur. Law’a göre üreme kapasitesi dışında kadınlar hiçbir farklılıkları nedeniyle özel muameleyi hak etmeyecektir. Herma Hill Kay de benzer şekilde, kadınla- rın hamile oldukları zaman dışında, cinsiyetlerinden kaynaklanan farklılıklarının tümüyle görmezden gelinmesi gerektiğini düşünmektedir.
Uzlaşmacı feministler biyolojik farklılıklar konusunda farklılık yanlısı feministlerle aynı şekilde düşünürken biyolojik farklılıklar dışındaki farklılıklar söz konusu olduğunda eşitlikçi feministlerle aynı tarafta kalmaktadırlar. Bu nedenle bu feministlere uzlaşmacı denmektedir.

Kültürel Feminist Hukuk Teorisi
Feminist hukuk teorisi açısından kültürel feminist çalışmalar önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmaların çoğu ilhamını ya da desteğini Nancy Chodorow’un psi- kanalitik nesne-ilişki teorisinden ve Carol Gilligan’ın ahlak geliştirme teorisinden almaktadır.
Bu bilimsel araştırmacılar kadın ile erkek arasında çarpıcı zıtlıklar olduğunu ve bunların gelişmelerinin ilk aşamalarındaki deneyim farklılıkları bağlamında anlaşılabileceğini savunmaktadırlar.
Gilligan’ın “In a Different Voice: Psychological Theory and Women’s Develop- ment” (Farklı bir Seste: Psikoloji Teorisi ve Kadınların Kalkınması) adlı kitabı farklılık meselesinde kültürel feminist hukukçuların teorik temelini oluşturmaktadır. Hatta kültürel feminist hukuk teorisyenlerine “farklı ses (different voice)” teorisyenleri diyenler vardır

Kültürel feminist hukuk teorisi ya da “farklı ses” teorisyenleri, kadınlar ve er- kekler arasındaki farklılıklara odaklanırlar ve bu farklılığı memnuniyetle karşılarlar. Kadınların erkeklerden farklı hayat deneyimleri vardır ve bu farklılık onların farklı bir dille konuşmalarını sağlamaktadır. Onlara göre erkekler rekabete, bencilliğe ve saldırganlığa vurgu yaparlarken kadın dili ihtimam, bakım ve empatiye vurgu yapmaktadır.

Gilligan’ın görüşlerinden en çok etkilenen feminist hukukçulardan biri Robin West olmuştur “Jurisprudence and Gender” (Hukuk Öğretisi ve Toplumsal Cinsiyet) adlı makalesinde West sözlerine “insan nedir?” sorusu ile başlamaktadır.

West’e göre kadınlar fiziksel olarak diğerlerinden ayrılmıştır. Kadınlar erkeklere benzemezler, “hayata ve diğerlerine bağlı kritik ve tekrar tekrar vuku bulan en az dört yaşam deneyimleri bulunmaktadır. Bunlar hamilelik, heteroseksüel birleşme, menstrüasyon ve emzirmedir.” Ona göre, her ne kadar, her kadın bütün bu deneyimleri yaşamasa da birçok kadın biyolojik emirlerle gizlenmiş eril güç tara- fından bu hayatın içine zorlanmaktadır. West bu farklılıkların ırka, sınıfa ve hatta cinsel tercihe rağmen bütün kadınlarda ortak olduğunu vurgulamaktadır.

Radikal Feminist Hukuk Teorisi
Radikal feminist hukuk teorisi, kadınları liberal feminizmin kabul ettiği gibi birey olarak değil, sınıf olarak ele almaktadır. Kadınlar bir sınıf olarak başka bir sınıf olan erkekler tarafından tahakküm altına alınmaktadırlar.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliği irrasyonel bir ayrımcılığın sonucu değil, sistemli ikincilleştirmenin bir sonucudur. Bu nedenle radikal feminist hukuk teorisine ikincil kılınma karşıtı teori ya da tahakküm karşıtı model de denilmektedir.
Geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri, doğal ya da bu rollere içkin olarak kabul etmektedir. Cinselliğin sosyal yapısı, erkekler tarafından toplumsal cinsiyet hiyerarşisini inşa etmek için üretilmiştir.
radikal feminizme göre eğer bir kadın heteroseksüel ilişkiden zevk alırsa aynı zamanda kendi ikincilleştirilmesinden de zevk alıyor demektir.

Radikal feminist hukuk teorisyeni olan Catharine MacKinnon’a göre kadınlara yönelik negatif ayrımcılık farklılıktan değil, eril tahakkümden kaynaklanmaktadır.
Erkek baskın ve kadın da buna boyun eğen olduğunda, cinsellik her iki cinsiyet açısından zevkli olduğu anlamına gelmektedir.

Radikal feminist hukuk teorisi hukukta bir takım değişiklikleri talep etmektedir.
Bu değişikliklerin gerçekleşmesiyle birlikte eşitsizlik ve tahakküm ortadan kalkacaktır. Söz konusu değişiklikler kadınları cinsel taciz, cinsel saldırı ve her türlü şid- detten koruyacak yasal düzenlemelerin oluşturulması ve pornografinin yasaklanmasıdır. Zira, pornografi kadınların cinselliğinin toplumsal kavrayışını oluşturmakta ve kadınların ikincil konumunu sağlamlaştırmaktadır.

Postmodern Feminist Hukuk Teorisi
Postmodernizm, en basit anlamında modernliğin eleştirisidir. Modernliğin özne olarak bireye yer vermesi ve iktidarın başlıca araçları olarak hukuk ve devletin gö- rülmesi eleştirilmektedir. Postmodernizme göre birey, toplumsal olarak tanımlan- makta ve hukuk teorisi de hukuk üzerinde yoğunlaşarak iktidarı maskelemek için kullanılmaktadır.
hukukta erkek iktidarı olduğunu ve bu nedenle toplumsal cinsiyet eşitsizliğini üreten kaynakları hukukun gizlediğini belirtmektedirler
Postmodernist feministler, toplumsal cinsiyet kategorilerinin ve cinsiyetin, iktidar ilişkileriyle belirlendiğini savunmaktadırlar. Bu nedenle, doğal varlık kategorileri olarak kadın ve erkekten söz etmek, toplumsal cinsiyetin toplumsal olarak oluşturulduğunu bir yana bırakmak anlamına gelebilmektedir.

Postmodern feminizmin üzerinde durduğu konulardan biri modern düşünce yapısının ve dilinin ikili karşıt terimler üzerine inşa edilmiş olmasıdır. Güneş/ay, doğa/tarih, pasif/aktif, yüksek/alçak vs. gibi ikilemler dil yapısının ana dizilişini oluşturmaktadır. Bu dizilişte karşıt kavramlar arasında keskin bir hiyerarşi bulunmaktadır. Kavramlardan biri diğerine mutlak biçimde üstünlük göstermektedir. Fransız feminist Helene Cixous dildeki bu hiyerarşik yapılanmanın tü- münün, insan yaşamında kadın/erkek ikilemine dayandığını iddia etmektedir. Güneş-erkek, ay-kadın; aktif-erkek, pasif-kadın vb. gibi belli bir ikileme dayalı tüm kavramlar kadın ve erkekle özdeş tutulan kavramlar pozitif olarak kurgulanmaktadır .

belirtilen ikilemelerin cinsiyetlendirilmiş olduğu görülmektedir. ikilemenin bir tarafı eril diğer tarafı dişildir.

Postmodern feminizmin üzerinde durduğu diğer bir konu da, feminizm içindeki çoğulculuk olgusunun vurgulanması gerektiğidir.

Hukuka yönelik postmodern eleştirilerden bir diğeri, modern devlet hukuk sistemlerinin kabul ettiği özerklik yaklaşımıdır. Söz konusu özerklik yaklaşımında, makul bir şekilde düşünen ve hareket edebilen bireylerin seçim yapabilecek kabiliyette oldukları kabul edilmektedir.

Kadınlar için gerçek özerkliğin sağlanabilmesi için toplumsal cinsiyet nedeniyle dezavantajlı konumda bulunan kadınlara uygun seçeneklerin sağlanması, diğer bir ifadeyle toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayacak vasıtalar getirilmesi gerekmektedir.

Anayasa hukuku :
-devletin kuruluşu
-örgütlenişi
-organları-ilişkileri
-vatandaşların temel hak ve özgürlükleri
-devletin dayandığı temel ilkeler

hukuk ve toplumsal cinsiyet ilişkisi hukukun erkek perspektifinden ve erkek egemen yaklaşımından toplumsal cinsiyete duyarlı yaklaşımına doğru gelişme gös- termektedir.

“Anayasa Hukuku” devletin temel kuruluşunu, yani şeklini, yapısını, organlarını, bu organlar arasındaki ilişkileri ve bireylerin devlet karşısındaki temel hak ve özgürlüklerini düzenleyen kuralların bütününden oluşmuş bir kamu hukuku dalıdır

Hukukun başlıca alanlarından birini anayasa hukuku oluşturmakta ve hukuk doktrininde genellikle bu alanla ilgili devletin kuruluşu, örgütlenişi, organları ve or- ganların birbiriyle ilişkileri, vatandaşların temel hak ve özgürlükleri, devletin dayandığı temel ilkeler gibi konular incelenmektedir.

Anayasa bir hukuk sisteminin en üstünde yer alan normdur. Dolayısıyla anayasadan sonra gelen normların, örneğin kanunların anayasaya uygun olması zorunludur. Bu anlamda anayasa kanun koyucunun hakları ihlal edebilmesi olasılığına karşı güvence getirmektedir.

Kadınların haklarının anayasada güvence altına alınması 20. yüzyılda toplumsal cinsiyet bakımdan nötr olan normlarla gerçekleşmiştir.
Ancak bu normların toplumsal cinsiyet eşitsizliğini göz önünde alan düzenlenişi 21. yüzyılda ortaya çıkmaktadır. Bu tür değişiklikle ilgili olarak eşitlik ilkesi üzerinde durulabilir. 20. yüzyılda anayasalarda yer alan eşitlik ilkesi kanun önünde eşitlik ilkesi olup liberal feministlerin savunduğu şekli eşitlik, yani benzer durumda olanlara benzer şekilde davranma anlamına gelmekte ve geleneksel olarak adil, objektif ve nötr olarak değerlendirilmektedir .

Batıdan alınan eşitlik kavramı, kadınların erkeklere karşı olan hukuki ve sosyal durumlarını değiştirme- miştir. Kadınların erkeklere karşı en geniş sosyal eşitsizlikleri, kadınların erkekler- den farklılıkları olarak ortaya konmuştur. Bu nedenle eşitlik hukuku, örneğin ka- dınlara yönelik şiddeti açıklamak için kullanılmamaktadır.

farkli anlamda eşitlik aynı şekilde haklara sahip olmayı gerektirirken, maddi anlamda eşitlik sonuçlar üzerinde durur. Örneğin kadın ve erkeğin aynı şekilde seçilme hakkına sahip olmasıyla şekli anlamda eşitlik gerçekleşir. Maddi anlamda eşitlik ise sonuca baktığından, kadının gerçek hayatta seçilme hakkını
erkek gibi sahip olmadığını ve aralarındaki eşitsizliği ortaya koyar. Maddi anlamda eşitlik kadın ve erkek arasındaki sonuçlar bakımından eşitsizliğe yol açan nedenler üzerinde durup bunların giderilmesini gerektirir. Bu nedenler biyolojik nedenler olabileceği gibi, sosyal, siyasal ve ekonomik nedenler olabilir. Maddi anlamda eşitlik, kadına avantaj sağlayan örneğin pozitif ayrımcılıkla kadın ve erkeğin sonuçlar bakımından eşit kılınmasını sağlamaya çalışır

Anayasada kadınlarla ilgili olarak iale bakımından eşitlik ilkesi : ilköğretimin kız ve erkek çocuklar için zorunlu ve parasız olması, Türk vatandaşı annenin çocuğunun Türk olması...

Ceza Hukuku : feminist eleştirinin en fazla söz konusu olduğu alan

Ceza hukuku alanı : baştan aşağı erkek perspektifinden oluşturulduğu ileri sürülür.
Ceza hukukunun erkek olmasının temel nedeni : erkek perspektifini en fazla ve en açık biçimde yansıtan normları yani şiddetle ilgili normları içermesinden dolayıdır.

Toplumsal cinsiyet konuları göz önüne alındığında : ev içi şiddet, cinsel suçlar, cinayet.. gibi konularda kadınların korunması gerekli.
bilinen en iyi örnek :tecavüz

Özerklik : başkaları tarafından engellenmeme

“Ceza Hukuku” suç oluşturan fiil ve davranışların nelerden ibaret bulunduğunu, bu fiil ve davranışlarda bulunanlara ne gibi müeyyideler, yani cezalar uygulanacağını gösteren hukuk normlarından oluşan kamu hukuku dalıdır

Postmodern feministlerin belirttiği gibi, kadına özerk bir varlık olarak davranılmadığı gibi, kadın da gerçekte özerk olmasını sağlayacak olanaklara sahip değildir. Örneğin kadının rızasının olmaması, hâlâ hayır demek olarak anlaşılmamaktadır.

sokaktaki bir adam tecavüz ettiğinde bu suç sayılırken evdeki koca tecavüz ettiğinde bu hakkın kötüye kullanılması anlamına gelmektedir. Günümüzde ise bu anlayış değişmiş veya değişmekte olup evlilik içi tecavüz, örneğin bizim ceza kanunumuzda, suç sayılmaktadır.

“Aile hukuku” kişinin içinde bulunduğu ve aile denen topluluğun üyeleri ile olan ilişkilerini düzenleyen medeni hukukun dalıdır. Aile hukukunun başlıca inceleme konuları şunlardır: Nişanlanma, evlenme, evli kadın ve erkeklerin karşılıklı hak ve ödevleri, mal rejimleri, evliliğin sona ermesi, boşanma, hısımlık, nesep, evlat edinme, velayet, vesayet vs. Aile hukuku kuralları Türk Medenî Kanununun Aile Hukuku bölümünde 118 ilâ 494. maddelerinde düzenlenmiştir

Ancak genel olarak bakıldığında birçok modern aile hukuku düzenlemesinde kadınların evlilik için yaş sınırı erkeklere göre daha aşağıdadır.

kadınların erkeklere göre aile kurmak konusunda daha hazırlıklı olduklarına ilişkin bir gerekçe bulunmaktadır

Modern aile hukuku doğal aile kavramından hareket ederek oluşturulmuştur. Doğal aile kavramı, karı koca ve onların biyolojik çocuklarından oluşmuş birlikteliği temel almaktadır. Devlet ve onun uzantısı olan hukuk siste- mi aile işlerine karışmamakta, aile içi ilişkileri düzenlemek konusunda ev-reisini yani kocayı ya da babayı yetkili kılmaktadır.. Ailenin adı, çocukların velayeti, ikametgâhın seçimi, birlikteliğin temsili vb. gibi konular ev reisi tarafından belirlenmektedir.
Buna göre kadınlar evlilik sözleşmesiyle birlikte bir takım haklarından feragat etmektedirler. Evli kadının hukuken varoluşu belirsizdir. Evlilik birliğini erkek temsil etmektedir.

Ailenin ismi : erkeğin soyadına göre belirlenen toplumlar vardır. ikinci kuşak kadın hareketi bunu sorguladı.
20.yy aile hukuku alanında yapılan reformlara örnek:
-kürtajın ve doğum kontrolünün yasal hale gelmesi
-farklı etnik köken ırk yada dine mensup kişilerin evlenebilmesini yasaklayan düzenlemelerin kaldırılması
-ev içi şiddetin engellenmesi konusununda özel alana müdahalesini sağlayan hukuksal düzenlemeler

aile hukukunda maddi anlamda eşitliği sağlayan düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır.

Türk Medeni Kanuna’ göre kadın evlenmekle kocanın soyadını almak zorundadır. Medeni Kanun madde 187- Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır; ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilir. Daha önce iki soyadı kullanan kadın, bu haktan sadece bir soyadı için yararlanabilir.

20.yy’ın sonunda gey ve lezbiyen hareketinin güçlenmesi ve aynı cinsiyetten bireylerin evliliklerinin yasal hâle gelmesiyle birlikte aile hukuku yeniden şekillen- meye başlamıştır. Tüp bebek, kiralık annelik gibi yeni üreme teknolojilerinin ge- lişmesi ve bunların kimi hukuk sistemlerinde yasal hale gelmesi de yine aile huku- ku alanında önemli dönüşümlere yol açmıştır

iş Hukuku işçi ile işveren arasındaki iş ilişkisini düzenleyen hukuk dalıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin 22 Mayıs 2003 tarih ve 4857 sayılı ‹ş Kanununun 2. maddesine göre, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişilere “işveren”;
işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye “iş ilişkisi”;
bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye ise “işçi” denmektedir

Feminist hukukçular kadınların önündeki toplumsal cinsiyet temelli düzenleme ve uygulamaların kadın bakışl açısıyla yeniden ele alınmasını talep etmektedirler.

Mary Joe Frug çalışma hayatının çalışan annelere “düşman” olduğunu açıkça belirtmektedir. Frug’a göre iş yerlerinde çalışma saatleri çocuklarıyla ilgilenmek zorunda olan kadınlar için esnek değildir. Bu nedenle kadınlar çocuk baıkımı söz konusu olduğunda meslek hayatlarından fedakârlık etmektedirler.
Kadınlar üreme kapasiteleri ve annelik nedeniyle çalışma hayatında birtakım zorluklar yaşamaktadırlar. Feminist hukuk teorisyenlerine göre bu zorlukların giderilmesi ve maddi eşitliğin sağlanabilmesi için kadınlara farklı muamele edilmesi ve buna ilişkin hukuksal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.
iş hukuku ve iş kanunları kadınların doğum izinlerini, süt izinlerini, iş yerlerinde kreş ve emzirme odalarının bulundurulması gibi koşulları göz önünde bulundurmaya başlamıştır.