G.P. Murdock = Aile evrensel bir kurumdur der. Murdock a göre aile ; ortak ikamet, ekonomik işbirliği ve yeniden üretim olarak karakterize edilen bir toplumsal gruptur. Aralarında toplumsal olarak onaylanmış ilişkide vardır. Özellikle çekirdek aile bu özelliktedir.

Murdock a göre : ailenin evrensel işlevleri
-cinsel
-yeniden üretim
-ekonomi
-eğitim

Cinsiyete dayalı ayrımcılık: kadının hiçbir ücret almadan ev işi yapması, bu emeğinde bir değeri olduğu, ücretlendirilmesi gerektiğinin tartışılması
Toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizlik : kadının ev içinde olması, ücret karşılığında dışarıda çalışmamasının doğal bir süreç olarak algılanması

T.Parson (yapısalcı işlevselci)
Ailenin 2 temel işlevi vardır der
1-birincil sosyalizasyon
2-yetişkin kişiliklerin sabitlenmesi

Özel mülkiyet : marksist bakış - kökenleri F.Engels in "ailenin özel mülkiyetin ve devletin kökeni" kitabındaki düşüncelerden oluşur.

Berghan : transeksüel kimlik üzerine çalışma yaptı

T.Parson ın bakış açısı : aileyi idealleştirmesi, yalnızca amerikan orta sınıf aileleri ele alması ve toplumsallaşma sürecini tek taraflı bir kültür bombardımanı olarak tanımlaması nedeniyle eleştirilir.

Aile içindeki bireyler tarafından içselleştirilenler :
-kadının ailenin duygusal destekçisi olma rolü
-özel mülkiyet
-ailenin ortaya çıkışını , kadının ezilmişliğini özel mülkiyete bağlar

Marksist feminist yaklaşım : kadının aile ve evlilik içerisinde sömürüldüğü düşüncesine sahiptir. kadının aile içindeki ikincil konumunu anlamaya çalışırlar. kadının ev içi emeği; karşılığı ödenmeyen ücretsiz emektir.

Feminist yaklaşımlar evliliğin kadınlar üzerindeki olumlu etkilerinden çok olumsuz etkileri üzerine yoğunlaşırlar

Marksist feministte ; kadının evde dışarıdan alınabilecek şeyleride yapması erkeğin ücretinin düşük olmasına etki eder. Çünkü işveren bilirki mal ve hizmetlerin bazılarını dışarıdan satın almıyor, evde bunlar yapılıyor.

Ev hizmetleri piyasadan alındığında değerleri varken, aynı hizmetler, evli kadın tarafından üretildiğinde değeri yoktur.

Ev işleri ve çocukların yetiştirilmesi tümüyle kadının sorumluluğundadır ve karşılığı ödenmeyen işlerdir.

Radikal feminist yaklaşıma göre ; ataerkillik, çağdaş toplumlarda kadınların erkeklere bağımlılığının temelini oluşturur.

Nancy Hartsock : feminist duruş kuramı
Feminist Duruş Kuramına göre : ezilmenin farklı biçimlerini deneyimleyenler, baskı yapılarını ve içinde bulundukları toplumun dinamiklerini daha iyi anlarlar.
Feminist duruş kuramı ; kadınların deneyimlerine öncelik verir.

Fine : Her başarılı akademisyen erkeğin arkasşında bir kadın var, ama her başarılı akademisyen kadının arkasında soyulmamış bir patates ve biraz ilgi bekleyen bir çocuk var der.

Dünyada kadınlar bütün gelirlerin %10 una, üretim araçlarının %1 ine sahiptir.

Aile kadının eşitsiz ve mülksüz konumunun, doğal toplumsal bir süreç gibi ele alınmasına kaynaklık eder. kadınların mülksüz olması onların toplumda aşağı statülere inmelerine neden olur.

Ev kadınının konumu ile düşük ücretle istihdam arasında bağ vardır.

Maria Mies – 1981- Narsopur un dantelcileri : kadınlar batıda bulunan alişveriş merkezlerinde satılmak üzere dantel örerler.
Buradaki sorun kadınların evde yaptıkları bu işleri, ev işlerinin bir parçası olarak görmeleridir.
Liberal feminizm : (Aile evlilik) 19.yy a dayanır kökleri.
Harriet Taylor Mill : kadınlar ya ev kadınlığı, anneliği yada evde çalışmayı seçmeliler. Ama başka bir seçenek daha vardır. Kadınlar kariyerlerine yada işlerine ev içi işleri, annelik rol ve sorumluluklarını eklemek zorundadır.

Taylor a göre : aileyi maddi olarak desteklemekten kaynaklanan güven duygusu olmadıkça erkeklerle eşit sayılmaz.

Betty Friedan : Kadınlığın gizemi yapısal değişiklikler olmadığı sürece kariyer, annelik, evlilik birleşmesi zor der.

Liberal feminizmin 20. Yüzyıl temsilcilerinden olan Betty Friedan ise Kadınlığın Gizemi kitabında, önemli yapısal değişiklikler yapılmadığı sürece kadınların, kariyerle evliliği ve anneliği birleştirmelerine olanak olmadığını yazar .

Denizli’de 20 yıldır evli olduğu kocasından gördüğü şiddet nedeniyle boşanmak isteyen ve Kadın Sığınma Evi’ne yerleştirilen Fatma Bağcı,( okuduğunuz bu yazı yazılırken) kendisini takip eden eşi Mustafa Bağcı tarafından öldürüldü. Tekstil işçisi Fatma Bağcı’nın daha önce kocası hakkında savcılığa iki kez dilekçe verdiği ve koruma talebinde bulunduğu öğrenildi

Psikanalitik feminizmin, kadınlar, evlik ve aile konusunda yaklaşımı şöyledir: Bu yaklaşımı savunanlar, Sigmund Freud’un Odipal öncesi süreç ve Odip kompleksi kavramlarından yola çıkarak, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temelinde, erken dönem çocukluk deneyimlerinin yattığını iddia ederler.

Liberal feminizm tartışması : kadınlar ev kadınlığı ve annelikmi yapsın yoksa çalışsınmı ? kadının aile sorumluluğunu önemli sayarlar.
Liberal feministlere göre : toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sona ermesi ancak toplumun siyasal yapılarında meydana gelen değişikliklerle mümkündür.

Postmodern feminizmin savunucuları, De Beauvoir’in kadını ‘öteki’ olarak kavramsallaştırmasına, Jacques Derrida’nın yapısöküm kavramına ve Jacques Lacan’ın psikanalizine odaklanırlar. Kadınlar aile ve evlilik içerisindeki konumlarının farkında olsalar bile, bu konumu değiştirecek toplumsal, ekonomik, siyasal ve kültürel koşullar sağlanmadığı sürece ezilmişlikleri devam edecektir.
Simone De Beauvoir e göre ; evlilik bir çeşit köleliktir

Sınıfsal ve etnik farklılıklar nedeniyle kadınların ezilmişlik deneyimlerine odaklanan çokkültürlü ve küresel feminizm, özellikle A.B.D.’ki ırksal ve kültürel farklılıkların kadınlar üzerinde yarattığı etkiyi tartışır.
Çokkültürlü ve küresel feminizm, daha çok Amerika’da yaşayan siyah kadınların yalnızca hem kadın, hem de siyah olmaktan dolayı yaşadıkları çifte ezilmişliklerine değil, aile ve evlilik içerisinde yaşadıkları şiddete de odaklanır.

Aile ve evlilikle bağlantılı tartışacağımız son feminist görüş olan Ekofeminizm,insanların her türlü ezilmişliğine odaklanır. Özellikle kadınların kültürel olarak doğayla bağlantı içerisinde olduklarını, onların doğallaştırıldıklarını ve özellikle “inek, tilki, kedi, kuşbeyinli v.b.” kavramlarla açıklandıklarını belirtir.

aile ve evlilik kurumlarının ataerkillik, sanayileşme ve kapitalizm ile ilişkisini kurmaları nedeniyle radikal ve Marksist feminist yaklaşımların açıklamaları daha elverişli görünmektedir.
Tüm bu aktarımlara rağmen kadının iş yükünün azalmamasının kapi- talizm için yararları vardır. Bu da kapitalizm ile ataerkillik arasındaki ilişkiye ve işbirliğine işaret eder.

Mackinnon : ev işlerine ücreti olumlayan tartışmaları 6 öneride sunar.

1. Kadınların evdeki ücretlendirilmemiş emeği, sermaye açısından üretken emektir.
2. Kapitalizmin büyüme dönemlerinde kadınlar, yedek işçi deposu olarak, dü- şük ücretlerle çalışmak için hazır beklerler. Bu bekleme döneminde üret- kenliklerini, ev içerisinde emek gücünü yeniden üretmek için kullanırlar.
3. Kadınlar sermaye için hem ekonomik, hem de psikolojik emniyet supapı işlevi görürler. Erkek işçiler, eril özellikleri nedeniyle kadınların hizmetinden hem kişisel, hem de cinsel olarak yararlanırlar.
4. Erkek işçiler, ailelerine karşı duydukları sevgi ve sorumluluktan dolayı, bu ilişkiler sistemi yoluyla sermayeye hizmete zorlanırlar. Erkekler, aile geçin- dirme zorunluluğu ve ev içerisinde kadının ev içi emeği aracılığıyla kendilerine sağlanan kişisel yeniden üretim olanakları adına, uysal ve itaatli işçiler haline gelerek, sömürüyü kabul ederler.
5. Kadın, kapitalist sistemin iktidar aracı olan para bakımından erkeğe bağımlı hale gelir, sermayenin her iki cins üzerindeki iktidarına aracılık eder. Ücret sistemi kadını evde erkeğe bağımlı hale getirir.
6. Ev işi için ücret ödenmesi, kadının evdeki işinin doğal olduğu düşüncesi- ni ortadan kaldırarak, kadına evde güç sağlayacaktır.

*Kapitalist üretim aracılığıyla üretilmiş malların tüketilmesi için en uygun birim ailedir.*

Birinci ve ikinci dalga feminist söylemde esas olan, kürtaj hakkı ve an- neliğin kamusal olarak tanınmasıdır. Feminist söylemin, anneliğin anlaşılmasına katkısıysa biyolojik ve toplumsal annelik ayrımında ısrar etmesidir.
ana akım feminist söylem, 1980’lerin ortalarına kadar, anneliğe eleştirel bir tavır takınarak, anneliğin reddinin kadının kurtuluşunun bir önceliği olarak değerlendirir. Simon deBauvoir da ‹kinci Cins kitabında anneliği, ‘dayatılan’ bir olgu olarak görür.

Radikal, Marksist ve kolonyal feminist söylemlere göre annelik, toplumsal, ekonomik ve ırksal yapılarla ilişkilidir. Radikal ve Marksist söylemin, kadının ev içi aracılığıyla anneliği kavramsallaştırmasının yanı sıra, kolonyal feminist söylem, göçmen ve farklı ırklara özgü kadınların, annelik deneyimlerine odaklanır. Annelikle ilgili toplumsal ekonomik yapılarsa ataerkillik, kapitalizm ve kolonyalizm ile ilişkili olarak ortaya çıkar .
Bekar anneler, üvey anneler ve belli etnik gruplara bağlı annelerin, karşı karşıya geldikleri ayrımcılık, sömürü kolonyal feminizmin konusunu oluşturur

Bursa’nın Eskikızılelma köyünde yaşayan ve sekiz çocuğundan ilk dört tanesini ebe yardımı bile olmadan tek başına doğuran, 57 yaşındaki kadın, bunu bir başarı ölçütü gibi anlatır. Kocası onu, kollarının altından tavanda asılı olan salıncağın ipine bağlar. Su ve leğenle birlikte yalnız bırakır. Çocuğunu doğurduktan sonra onu kundağına sarar, etrafı toplar, temizler ve kocasını çağırır.

Sevi Bayraktar istanbul Gazi mahallesinde yaptığı çalışmada “orta sınıf çekirdek ev içi düzende makbul annelik imajının”, bu mahallede yaşayan kadınlarla olan uyumunu ve uyumsuzluğunu tartışır

Kadın Doğmak kitabının yazarı Adrienne Rich ise anne olmakla anneliği birbi- rinden ayırır. Kitap, anneliğin ataerkil anlatılarını kesintiye uğratır ve anne olmak- la ilgili karşı anlatıların gelişimini destekler

Kurum olarak annelik, toplumsal beklentileri, kanunları ve kadını annelik yapmaya zorlayan kuralları içerir. Annelik kurumu kültürel bir kuruluş olarak ataerkildir, anneliğin ataerkil biçimiyle sonuçlanır

Merak Akbaş’ın 12 Eylül 1980 darbesi sonrası Mamak Askeri Cezaevi’nde tutuklu kalan kadınları anlattığı Biz Bir Orduya Kafa Tuttuk Arkadaş Mamak Kitabı’nın ana temalarından birisi, kadınların disiplin altına alınamaması üzerinedir.

Toplumsal cin- siyet kimliklerinin cinsiyet temelinde oluştuğunu iddia eden görüşler biyolojik temelliyken,
toplumsallaşma sonucu olduğunu iddia eden görüşlerse toplumsal kökenlidir.


Butler ; toplumsal cinsiyetle cinsiyet arasındaki ilişkiye bakıldığında toplumsal cinsiyetin ya cinsiyetin doğal bir sonucu olduğunu ya da hiçbir insanın değiştiremeyeceği kültürel bir sabitlenim olarak ele alındığını söyler.
Butler’a göre toplumsal cinsiyet inşa edilmiş bir şeydir. O halde toplumsal cinsiyetin sürekli olarak yeniden inşa edildiği alanların en önemlileri aile ve evliliktir. Butler inşa edilen bu toplumsal cinsiyet kategorilerinin altüst edilebileceği düşüncesine sahiptir. Bunun için de postyapısalcı düşünceden yararlanır. Zira halı hazırda varolan ve kadını ikincil konuma düşüren toplumsal cinsiyetin anlamlarını dönüştürmek oldukça zor görünmektedir.

Evlilik, birçok toplumda heteroseksüel bir kuruluşa ev sahipliği yapar. Dolayısıyla zorunlu toplumsal cinsiyet hiyerarşisini ve toplumsal cinsiyet kategorilerini destekler. Ailenin yapısı içerisinde yer alan bireyler o yapıya uygun bir biçimde “tanımlanır, şekillenir ve yeniden üretilirler” . Bu anlamda aile “ırksal, sınıfsal, etnik, cinsel ve bölgesel kimlik hallerinin kesiştiği” siyasal ve kültürel bir karşılaşma noktasıdır.
Bu durumda bazı bireylerin hem teorik hem de pratik olarak dışlanması kaçınılmaz hale gelir. Dolayısıyla cinsiyetli bedenler aile içerisinde tarihsel, toplumsal, ekonomik, ideolojik ve kültürel olarak inşa edilmiş toplumsal cinsiyet kategorileri haline dönüşürler.

Serpil Sancar : erkekliği anlamak için iki ayrı niteliksel araştırma yapar. Birincisi 200 erkekle yapılan görüşmelerden, ikincisi seçilen 60 erkekle yapılan derinlemesine görüşmelerden oluşur. Çalışmada “farklı farklı erkek kimliklerinin oluşumunu olanaklı kılan farklı erkeklik stratejilerinin neler olduğunu ve nasıl varolduğunu” araştırır.


Queer Kuramı: Geleneksel heteroseksüel homoseksüel ikiliğinin terkedilmesini talep ederek, cinsiyetin ve toplumsal cinsiyeti tanımlamanın üçüncü ya da başka yollarının çözümlenmesi gerektiği düşüncesini sunar

Queer kimlik, her türlü deneyimin bütünleştirilmiş tanımlamalarına karşı çıkarak, iktidar, toplumsal cinsiyet, cins, ırk, sınıf gibi kategorileri çapraz keser. Toplumsal ideal kavramsallaştırmasına, egemen kültürel değerlere ve normalliğe direniş gösterir ( querr kavramı : judith Butler)

heteroseksüel ayrım çerçevesinde sanayileşme, evi ve işyerini, iki ayrı alan haline getirir. Ekonomik, kurumsal, ideolojik ve politik olarak yapılan bu ayrım çerçevesinde, “piyasa” ve “hane” birbirinden mekân olarak ayrışır. Hem piyasanın, hem de hanenin içerisinde birbirinden farklı cinsiyet düzenleri oluşur. Erkek, üc- retli emeğiyle ailenin reisi olur. Kadın, piyasanın temsil ettiği iş alanından dışlanır, ev kadının alanı haline gelir. Kadın, ev içi emeğinin sahibi ola- rak, ailenin yeniden üretiminden sorumlu olan bireydir.

Kadınların tarihsel olarak, hanede ve toplumda, içine düştükleri eşitsiz ve alta sıralanma durumu kadın hakları olgusunu ortaya çıkarır.

Ceza kanununda 2004 yılında yapılan değişikliklerden önce “kadınların vücutlarıyla ilgili meseleler kişisellikleriyle ilgili değil de aile ve toplumsal düzenle ilgili meseleler” olarak ele alınıyordu. Medeni kanunda 2001 yılında meydana gelen değişikliklerden önceyse “yasal açıdan ataerkilliğin, namus üzerinden kuruluşunda rol oynayan, bir diğer kurucu unsur da kamusal alana çıkan erkeğin, aile içindeki birincil ve üstün konumudur” düşüncesi egemendi. “Evin reisinin erkek ol- ması, kadının çalışması, çocukların gelecekleri, oturulacak konut gibi konularda ka- rar veren kişinin koca olması” gibi konular ancak 2001 yılında değiştirilir.
“aile içi işbölümü geleneksel cinsiyet rollerine göre, evi geçindiren erkek ve ev bakımını üstlenen kadın olarak belirlenir”

Türkiye’de 2002 yılında 66 kadın öldürüldü. Bu sayı 2009 yılının Ocak ayında 953 olarak belirlendi. Adalet Bakanlığına göre cinayete kurban giden kadınların sayısı
2003’den itibaren yüzde 1,400 yükseldi. kadın cinayetlerinin artışının nedeni olarak, yeterince kadın sığınma evinin olmamasını göstermektedir

16 yaşında, erkeklerle konuştuğu için, dedesi ve babası tarafından evlerinin arkasındaki kümeste kazılan çukura gömülen Medine Memi’nin gömüldüğü zaman hayatta ve bilincinin açık olduğu kaydedildi (www.haber7.com). Hiç fotoğrafı olmadı: Okula da gitmedi. Karakola gitti. Karakoldan çıkışı eve son dönüşüydü

Delphy’ye göre evlilik bir kurumsa boşanma da bir ku- rumdur ve organik olarak evlilik kurumuna bağlıdır
Delphy ’e göre boşanma, evliliğin kurumsal yapısını açığa çıkarır ve potansiyel gücünü harekete geçirir. Böylelikle evlilik kurumunu açıklamakla kalmaz, evliliğin bazı özelliklerinin boşanmadan sonra da devam ettiği gö- rülür. Bu boşanan çiftlerde devam ettiği anlamında değil, genel olarak bu özelliklerin toplumsal yapı içerisinde devam ettiği şeklindedir. Evlenen çiftler, erkeğin uyguladığı şiddet nedeniyle sona eren evliliklere bakıp, şiddet uygulamaktan vazgeçmez.

Boşanmayla ilgili yasal değişiklikler 2002 yılından sonra gerçekleşti.

kırsal kesimde yaşayan aileler geniş ailedir. Köylerde, aile yerine hane kelimesinin kullanılmasının nedeni, geniş aile özelliklerinin devam etmesidir. Hane aynı kaptan yemek yiyenlerin bir arada yaşadığı bir yer olarak tanımlanırken aile anne, baba, çocuklar ve genellikle babanın anne babasından ve babanın evlenememiş kız ve erkek kardeşlerinden oluşur. Oysa hane içerisinde birden fazla aile yer alabilir. Hanedeki ailelerin toplamı evli erkek çocuklar ve onların ailelerinden oluşur. Yaşadıkları evler ayrı bile olsa, eğer yemeklerini birlikte yer ve gelirlerini bölmezlerse hane sayılırlar. Ataerkil geniş aile diyebileceğimiz bu hane tipi, yaşlı ebeveynler ölünceye kadar devam eder, daha sonra bölünürler. Toplumsal cinsiyet ilişkileri açısından bakıldığında haneler, erkek çocukların yaşamları üzerinden varlığını sürdürür.

Tarımın kadınsılaşması : Kadının emeğinin sömürüye açık hale gelmesidir.

Kırsal alanlarda yaşayan aile bireylerinin sömürüye açık, güvencesiz ve kısa süreli işlerde çalışmaları onları, kentteki işgücü piyasasın- da aynı özelliklere sahip işlere mecbur kılar.

Köylülerin bir yıl boyunca yaptıkları işler mevsimsel olarak aşağıdaki gibidir:
• Bütün yıl: maden işçiliği (erkekler şoför ve kazıcı, kadınlarsa çıkarılan ma- denlerde ayırma işleri yaparlar).
• Haziran-Temmuz 2010: Arkeolojik kazı işçiliği (hem kadınlar hem erkekler).
• Haziran-Temmuz-Ağustos 2010: Sebze toplama (kadın-erkek).
• Aralık 2010-Mart 2011: Sebze ayıklama (konserve fabrikasına portakal ve greyfurt ayıklama).
• Mart 2011-Mayıs 2011: Fabrikaya kuru soğan soyma (kadın-erkek-yaşlılar).
• Nisan 2011- Haziran 2011: Taze kırmızıbiber ayıklama.
• Haziran ve Temmuz 2011: Kazı işçiliği olmak üzere tekrar aynı döngüye devam ederler.

Kadınlar rahat etmek için köyden kente göç etmek isterler. Ama erkeklerin daha kolay ve yüksek ücretli iş bulduklarını gördükçe; toplumsal cinsiyet eşitsizliğin,
temizliğe gittikleri evlerdeki yaşayışları gördükçede sınıfsal eşitsizliklerin farkına varırlar.


Kent çalışmalarının ana konusunu : köyden kente göç eden aileler oluşturur.