PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri Ünite 6



Je Veux
29-11-2013, 00:53
Modern Türk Şiirinde Gelenekten Yararlananlar
Gelenek / anane / tradition
Guenon’a göre gelenek kavramı, doğu toplumları için uygarlığa denktir.
T.S. Eliot’a göre gelenek, tarih bilinciyle birlikte geçmişin yaşanan an içerisinde değerlendirilmesidir.
Yeni Türk edebiyatı ilk yıllarından itibaren geleneği reddetmeyi hatta onunla alay etmeyi istikamet bellemiştir. Yahya Kemal müstesna olmak üzere Cumhuriyetin ilk dönemlerinde bu tavır devlet politikası olmuştur. Özellikle divan edebiyatı odaklı bu eleştiriler, aşağılamalar Abdülbaki Gölpınarlı’nın Divan Edebiyatı Beyanındadır (1945) adlı eserine dek devam etti.


Yahya Kemal / Gelenek ile Gelecek Arasında
Tarih bilincine sahip bu şairimiz divan edebiyatına istifade edilmesi gereken edebi ve kültürel bir değer olarak bakabilmiştir.
Yahya Kemal, divan şiirine deruni ahenk kazandıran ritmik yapı unsurlarının, mermer sağlamlığındaki söyleyiş örneklerinin, kullanılan dilin, rind imajıyla simgeleşen insan tipini oluşturan kültürün modern şiirin yapısal nitelikleri içerisinde işlenebileceğini düşündü ve bunu şiirinde uyguladı.


1950’lerden itibaren geleneğe yaklaşımlarda Yahya Kemal köprü konumundadır.
Bu tarihten sonra Hisar gurubu ağırlıkla geleneğin biçimsel unsurlarını sürdürmek istedi.
Behçet Necatigil ve Hilmi Yavuz gibi şairler geleneği kaynak olarak kullandılar.
Sezai Karakoç ve Ebubekir Eroğlu gibi şairler ise geleneği uygarlık özü olarak kabul edip modern tarzdaki şiirlerine bu özü taşımaya çalıştılar.


Hisar Gurubu
1950-57 arasında 75, 1964-80 arasında da 202 sayı çıkmış olan Hisar dergisi etrafında toplanan edebiyatçıların oluşturduğu bir topluluktur.
İlk olarak Garip akımına karşı sistematik bir tavır ortaya koydular. Nâzım Hikmet merkezli toplumcu gerçekçi akıma da karşı çıktılar. Hisarcılar şiirin küçük ve basit şeylerden neşet ettiğini söylediler. Şiirlerinde biçime çok fazla önem verdiler.
“Güzel şiir ölçülü olmayabilir fakat mutlaka şekillidir.” Munis Faik (Ozansoy)
Yeni şiirin divan şiiri ve halk şiiri geleneği üzerinde yükselmesi gerektiği düşüncesindeydiler.
Sanatçını bağımsızlığı (ideoloji güdümlü yazmaması), sanatın milliliği, şiir dilinin yaşayan dil olması değer verdikleri esaslardır.
Aruz, hece ve serbest biçimlerde memleket edebiyatı duyarlılığını devam ettiren ürünler vermişlerdir.
Yahya Kemal’in divan şiiriyle kurduğu yakınlığı halk edebiyatı geleneğiyle genişletmeye çalıştılar. Çaba sarf ettiler ancak sanat yönü ve derinliği zayıf, tekdüze şiirler yazabildiler.
Gurubun önde gelen isimleri Fâik Ali’nin oğlu Munis Faik, Mehmet Çınarlı, İlhan Geçer, Mustafa Necati Karaer, Yavuz Bülent Bakiler’dir.
Çınarlı’nın şiir kitapları;
Güneş Renkli Kadehlerle (1958)
Gerçek Hayali Aştı (1969)
Bir Yeni Dünya Kurmuşum (1974)
Zaman Perdesi (1983)
Güzelliklere Doyamam (1995)


Geçer’in şiir kitapları;
Şiirlerini Büyüyen Eller (1954)
Belki (1960)
Bir Bulut Geçti (1973)
Hüzzam Beste (1986)
Özlem Rıhtımı (1986)


Karaer’in şiir kitapları (sese verdiği önemle gurubun en iyi şairi kabul edilir);
Sevmek Varken (1972)
Güvercin Uçurmak (1977)
Kuşlar ve İnsanlar (1982)
Kerem ile Aslı (1985)


Bakiler’in şiir kitapları;
Yalnızlık (1962)
Duvak (1971)
Harman (2001)


Geleneğin Estetik Gücü / Behçet Necatigil ve Hilmi Yavuz


Behçet Necatigil
İlk şiirlerinde Garip hareketinin etkisindedir. 1963 tarihli Yaz Dönemi adlı kitabından sonra kendi şiir kimliğini kurmuştur. Geleneğin yanında modern Alman şiiri de onun için yol açıcı olmuştur. Divan şiirindeki birçok mazmun ve fikri şiirine almıştır. Anlam yapı taslakları oluşturmak üzere klasik edebiyatın imkânlarını kullanmıştır. Tevriye ve cinasları çokça kullanmıştır. Tevriye sanatını çok seven ve çok kullanan şair bu sanata olan ilgisini İki Başına Yürümek (1968) adlı kitabının ismiyle de işaret eder.
1961-1965 yılları arasında yazdığı şiirlere Divançe ismini vermiştir.


Hilmi yavuz
Şiir kitapları;
Bakış Kuşu (1969)
Bedreddin Üzerine Şiirler (1975)
Doğu Şiirleri (1977)
Yaz Şiirleri (1981)
Gizemli Şiirler (1984)
Zaman Şiirleri (1987)
Söylen Şiirleri (1989)
Ayna Şiirleri (1992)
Çöl Şiirleri (1996)
Akşam Şiirleri (1998)
Yolculuk Şiirleri (2001)
Hurufî Şiirler (2004)
2005 yılına kadar bütün şiirlerini Büyü’sün Yaz (2006) adı altında bir araya getirdi.
Şiirin yapılan bir şey olduğunu söyler. Onun içim sahihlik çok önemlidir.
Şiirinde gelenekle moderniteyi bağdaştırmaya çalışır. Geleneği bir kimlik olarak gören şair, kavramı, “değişenin içinden değişmeyeni çıkarmak, bulmak” şeklinde tanımlar (Yahya Kemal’in imtidatkavramıyla ilişkilidir).
Aruz kalıpları ve ritim bakımından divan şiirinden faydalanan şair, metinlerarası göndermelerle divan edebiyatı ve halk edebiyatı ürünlerini kendi metni içerisinde kullanır.


Geleneği Yeniden Üretmek / Sezai Karakoç
Sezai Karakoç geleneği uygarlık birikimi olarak kabul eder. Ona göre gelenek, peygamberler tarihidir, semavi din çizgisidir. Her uygarlığın din çatısı altında yükseldiğine işaret eden şair kendi geleneğimiz olan İslam gelenek olarak alıp geleceğe taşımak hedefindedir. Genel düşüncesini “diriliş adıyla kavramlaştırmıştır.
Şairin gelenekle temasını iki aşamada değerlendirir. İlk aşama şairin geleneğin birikimini fark etmesidir. İkinci aşama ise bu birikim karşısında durabilmek, hesaplaşabilmek ve onun karşısında var olmak, kendini ispat etmek çabasıdır. Bu noktada birçok şairin paniğe kapılıp geleneğe sırt çevirebileceği hatta onu yadsımaya çalışacağı muhakkaktır. Ancak ideal olan bu hesaplaşmayı göze almak ve gerçekten yeni olanı vücuda getirmektir. Yapılacak yenilik biçimde değil; ruhta, özde olmalıdır. Bunu başarmanın yolu artık eskimiş olanın içindeki ölmezliği keşfetmekten geçer.
1967’de çıkan Hızırla Kırk Saat’ten itibaren yazdığı şiirlerinde amaç geleneksel kültür birikiminin bugünün insanı için diriltici faktör olmasıdır.


Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde kendine özgü bir tarz ortaya koymuş olan Cahit Zarifoğlu, ikinci kitabı Yedi Güzel Adam (1973)’dan başlayarak Menziller (1977) ve son kitabı Korku ve Yakarış(1985)’taki şiirlerinde Sezai Karakoç’un çizgisindedir.


Karakoç’un çizgisindeki bir diğer şair de Ebubekir Eroğlu’dur. Eserleri; Kuşluk Saatleri (1974),Kayıpların Şarkısı (1984), Yirmidört Şiir (1991), Şahitsiz Vakitler (1998), Sınır Taşı (2006), bu tarihe kadarki bütün şiirlerini Berzah adlı eserde bir araya getirdi, Sesli Harfler (2011)
İkinci Yeni deneyimi, dini/mistik şiir geleneği, divan şiiri birikiminin yanında modern İngiliz şiiri Eroğlu’nun şiirinin beslendiği kaynaklardır.
Sevap Defteri (1992) başlıklı deneme kitabında klasik dönemin büyük şairlerinden söz eder.
Bazı kitaplarında “Aldı…” üst başlığıyla klasik şiirimizden çeşitli şairlerin şiirlerini yeniden yazmıştır. Bu durum nazire geleneğinin modern şekli olarak değerlendirilebilir. Eroğlu, klasik şiiri yeniden üreten bir şairdir.


Gelenekten beslenen daha birçok şairden söz etmek mümkündür. Divan ve halk şiiri özelliklerini sürdürmeye çalışan M. Akif İnan bunlardan biridir. Kendine özgü üslubu, söyleyiş tarzıyla Hüsrev Hatemi dikkat çeken bir diğer şairdir.