PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : VIII-XIII. Yüzyıllar Türk Edebiyatı Ünite 6



Je Veux
28-11-2013, 01:16
Harezm-Altın Ordu Türkçesi ve Edebiyatı




Harezm ve Tarihi


Harezm, Arap tarihçileri tarafından bugün Özbekistan - Türkmenistan sınırında kalan Cayhun Irmağı’nın Aral Gölü’ne döküldüğü bölgeye verdikleri isimdir. Verimli toprakları nedeniyle tarih boyunca çeşitli halkların yerleşiminde kalan Harezm bölgesi, savunulması kolay bir coğrafyada bulunduğu için bağlı bulunduğu devlete başkaldırarak özerk yapıda varlığını sürdürmüştür.
Herodot’un verdiği bilgilere göre Harezm bölgesinde yaşayan halkın merkezi (başkenti) Horasmia’dır (Horasmia =/ Harezm). Harezm ibaresi 13. yüzyıla kadar Ceyhun Nehri’nin sağ tarafında kalan Kat şehrini tanımlamıştır. Nehrin sol yakasındaki bölgeye Gürgenç (Arapça: Curcaniya, Türkçe: Ürgenç, Köhne Ürgenç) denirdi. Bu şehir Araplar tarafından Türk Kapısı olarak anılırdı.
Harezmşah, bu bölgeye hakim olanlara verilen unvandır. Harezm’de Persler zamanından başlayıp 995 yılına dek ayakta kalan hanedan Afrigoğulları’dır. Bu devre ait Harezm dilinin Avesta, Soğd, Yagnob ve Oset dilleri gibi doğu İran dili olduğu bilinmektedir.
Ticaret merkezi olan Harezm, gerek ticaret gerekse arna ve yab denilen sulama sistemiyle ilerlettikleri tarım nedeniyle oldukça zengin bir bölgeydi.
Harezm bölgesi 717 yılında Emeviler tarafından ele geçirildi. 995 yılında Samanoğulları, Gürgenç’i ele geçirdi. Kat bölgesini de ele geçiren Samanoğulları, Afrigoğulları’nın son temsilcisini de öldürerek başkenti Gürgenç olan yeni bir hanedanlık kurdular.
10. yüzyılda bu bölgede Türklerin varlığı belirginleşmeye başlar.
1017 yılında bölge Gazneliler’in eline geçti. Bu tarihten sonra uzun süre siyasi karışıklıklar yaşandı. Kargaşa döneminde etnik yapı Türklerin lehinde gelişme gösterdi. Bölge Selçukluların idaresine girdikten sonra Sultan Melikşah zamanında Anuştigin, Harezm mutasarrıfı ve valisi olarak tayin edilmiştir. Harezm bölgesi bu dönemde Türkleşmesini tamamlamıştır. İdare ve ordunun Türkleştiği bu dönemde yazı dili henüz Türkçeleşmemiştir. Türkçe, Kutbüddin Muhammed ile başlayan son Harezmşahlar döneminde yazı dili olabilmiştir.
Anuştigin Garçai, Reşidüddin’in Cami’ü’l-Tevarih’ine göre Oğuzların Begdili boyuna mensuptur.
Anuştigin’in oğlu Kutbüddin Muhammed’in Harezmşah tayin edildikten sonra Harezm en parlak devrini yaşamıştır (1097). 1231 yılına kadar sürecek olan Harezmşahlar hanedanının temeli atılmış olur.
Atsız (1127-1156) devrinde yarı özerk bir devlet haline gelen Harezm, İl Aslan (1156-1172) ve Alaeddin Tekiş (1172-1200) zamanında güçlenip gelişmiş, Alaeddin Muhammed (1200-1220) devrinde imparatorluk olmuşken Celaleddin Muhammed’in (1220-1231) kötü idaresi sonucu Moğol güçleri karşısında mağlup olmuştur.
Cengiz Han’ın oğlu Cuci’nin payına kalan Harezm’in yönetimi, 14. Yüzyılda Kongrat Türklerine geçer. 1373 yılında Timur, bölgeyi yağmalamıştır. Timur’un ölümünden sonra Özbekler (Şeybaniler) Harezm’i işgal etmiştir. 16. yüzyıldan sonra Harezm gerileme devresine girer. 17. yüzyılda Kalmuk saldırıları ticari hayatı zayıflatmıştır. 1873 yılında Ruslar bölgeyi kontrol altına almışlardır. Bolşevik ihtilalinden sonra 1920 yılında Hanlık tamamen ortadan kalktı ve Harezm Halk Cumhuriyeti kuruldu. 1921 yılında Harezm Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu. 1924 yılında Hive Hanlığı’nın doğusu Özbekistan’a, batısı ise Türkmenistan’a bırakılmıştır.


Harezm Türkçesi
Harezm Türkçesi, Türk dilinin doğu kolunu teşkil eden Karahanlı (Hakaniye) Türkçesi temelinde, güneydoğu kolunu teşkil eden Oğuz Türkçesi ve kuzeybatı kolunu teşkil eden Kıpçak Türkçesinin bu bölgede karışıp kaynaşmasından oluşan Türkçeye verilen addır. Bölgenin etnik zenginliğinden dolayı Harezm Türkçesi karma bir dil yapısına sahiptir.
Ali Şir Nevai’nin Mecalisü’n-Nefais adlı eserinde Hüseyn Harezmi’nin, Kaside-i Bürde’ye Harezm Türkçesinde şerh yazdığını belirtmesi nedeniyle Harezm Türkçesi, Türkçenin belli bir dönemi için ad olarak kullanılır.
Harezmli birçok şair ve bilginin 14. yüzyılda Altınordu’ya göç etmesiyle Türk yazı dili bu bölgeye de ulaşmıştır. Çok geniş bir sahada kullanılan bu dil birlik sağlayamamış ve Timurlular devrinde yerini Çağatay Türkçesine bırakmıştır.
Fuat Köprülü, Türkistan, Horasan, Harezm ve Altınordu’da yazılmış bütün eserleri Çağatay Türkçesi başlığı altında ele alır. 13 ve 14. Yüzyıllardaki edebi verimleri bu dilin gelişme evresi içerisinde değerlendirir.
Fuat Köprülü’ye göre ilk Çağatay devri eserleri:
Hüsrev ü Şirin, Muhabbet-name, Cumcuma-name, Ali’nin Kıssa-i Yusuf’u, Rabguzi’nin Kısasü’l-Enbiya’sı,Mu’inü’l-Mürid ve Nehcü’l-Feradis.
V.V. Barthold, Harezm ve Altınordu Türkçelerinin Çağatay Türkçesine geçiş devresi teşkil ettiğini dile getirmiştir.
A.N. Samoyloviç, Orta-Asya edebi dilini üç döneme ayırır: Harezm Türkçesine Oğuz-Kıpçak Türkçesi adını vermektedir.
Kaşgar merkezli Karahanlı ve Hakaniye Türkçesini 1. Dönem (11 ve 12. yüzyıllar),
Harezm merkez olmak üzere Seyhun’un aşağı kıyıları Oğuz-Kıpçak dönemi (13 ve 14. yüzyıllar),
Timur’dan sonra Çağatay bölgesinde başlayan Çağatayca dönemi (15 ve 20. yüzyıl başları). A. Caferoğlu’da müşterek orta Asya Türkçesini üç devreye ayırır: Karahanlılar devrinden itibaren Kaşgar şivesi etrafına gelişen Hakaniye Türkçesi, Harezm bölgesinde gelişen Harezm (Altınordu) Türkçesi ve Çağatay Türkçesi.


Harezm Türkçesi Eserleri


Zemahşeri ve Mukaddimetü’l-Edeb’i
Mukaddimetü’l-Edeb, ünlü tefsir ve lügat âlimi Mahmud bin Ömer ez-Zemahşeri tarafından yazılıp Atsız bin Muhammed bin Anuştigin’e sunulmuştur.
1127 yılında Harezmşah ilan edilen Atsız, devrin ilim dili olan Arapçaya ilgi duymuş ve Zemahşeri’den bir sözlük hazırlamasını istemiştir.
Mukaddimetü’l-Edeb’in 1127-1144 yılları arasında yazıldığı bilinmektedir. Eser, Arapça öğretmeyi amaçlayan kısa cümlelerden oluşan pratik bir sözlüktür.
Alfabetik düzeni olmayan sözlük isimler, fiiller, harfler (edatlar), isim çekimleri ve fiil çekimleri olmak üzere beş bölümden oluşmaktadır. Fiiller bölümü eserin ¾’ünü oluşturmaktadır.
Hapaks / Hapax = Bir eserde sadece bir defa kullanılmış (kelime) veya tek bir kelimede görülen şekil.
Hapaks durumundaki pek çok kelimenin yer aldığı Mukaddimetü’l-Edeb, bu yönüyle Divanü Lugati’t-Türk’ten sonra Orta Türkçe döneminin en zengin kelime hazinesini içine alan bir sözlüktür.
Mukaddimetü’l-Edeb’in Harezm Türkçesi ile yazılmış yirmi nüshası vardır. 1257 tarihli Yozgat nüshası bilinen en eski kopyadır.


Rabguzi ve Kısasü’l-Enbiya’sı
Rabguzi, Oğuzlarla meskûn ribat adlı bir yere mensuptur. Kervansaray anlamında bir terim olan ribat’ın Seyhun kıyılarındaki Cend şehri olduğu tahmin edilmektedir (Çirik Ribat = Cen yakınlarında anlamına gelmektedir).
Kısasü’l-Enbiya, 1310 yılında tamamlanmış ve Nasırüddin Tok Buga’ya sunulmuştur.
Eserde 484 dize tutan 43 Türkçe şiir bulunmaktadır. Eserdeki manzum parçalar çoğunlukla kaside biçiminde yazılmıştır. Bu şiirlerin bir kısmı Arapçadan satır-arası tercümedir. Burçlarla ilgili bir manzum Kutadgu Bilig’teki benzer içerikli bir parçayla benzerlik gösterir. Manzumelerin önemli bir özelliği de mani-tuyuğ şeklinde dörtlükler biçiminde olmasıdır. Eserin genelinde aruz ölçüsü kullanılmakla beraber pek çok aruz hatası mevcuttur. Şiirlerde hece ölçüsünü takip etmek daha kolaydır. Eserin bilinen on bir nüshası vardır.


İslam ve Mu’inü’l-Mürid’i
Eserin 1313 tarihinde yazıldığı bilinmektedir. Eserin müellifiyle ilgili fikir ayrılıkları vardır. Dini ve tasavvufi konuların ele alındığı didaktik bir eserdir. Fe’ûlün fe’ûlün fe’ûlün fe’ûl vezninde yazılmıştır. Bilinen tek nüshası Bursa Orhan Kütüphanesi’ndedir. Tamamı 26 varak olan bu nüshanın her sayfasında 16-17 satır vardır.


Kerderli Mahmud b. Ali ve Nehcü’l-Feradis’i
Nehcü’l-Feradis, 1358 yılında Saray’da yazılmış olduğu düşünülen, kırk hadis tercümesi bir eseridir. Dört bölümden müteşekkil eserde aynı konuyla ilgili hadisler onar onar ele alınmıştır. Kırk hadis türündeki ilk Türkçe eserdir. Harezm dilinin özelliklerini tespitte başvurulan önemli bir kaynaktır. Bilinen dokuz nüshası vardır.


Harezm / Altınordu Türkçe Eserleri
Kutb ve Hüsrev ü Şirin’i
Nizami’nin Hüsrev ü Şirin adlı mesnevisini ilk defa Türkçeye çeviren şair Kutb’dur. Eser, 14. yüzyılda yazılmıştır. Birebir çeviri değildir. Kutb kendi şairliğini çevirisinde göstermiştir. Kutb, esere farklı tarihi ve sosyal ilişkileri dahil ederek Altınordu halkına uygun şekle sokmuştur. Eserin dili dikkate alındığında Kutb’un menşeinin Maverahünnehir olduğu düşünülmekte (F. Köprülü ve Eckmann bu görüşte).
Altınordu sahasının ilk edebi metni olan eserin bilinen tek nüshası Paris’tedir (Kıpçak kökenli Berke Fakih tarafından İskenderiye’de Altın Boga adına istinsah edilmiştir).
Harezmi ve Muhabbet-name’si
Sir Derya’da Muhammed Hace Beg’in Sıgnak’taki sarayında 1353’te yazılmış. Sevgi ve sevginin güzelliği içerikli Muhabbet-name’de bazı bölümler Farsçadır. Biri Uygur harfleriyle olmak üzere dört nüshası vardır.


Hüsam Katib ve Dasitan-ı Cumcuma’sı
Hüsam Katib’in yazdığı eserin edebi kaygısı yoktur. 1369 yılında geniş halk kitleleri için yazılmış dini içerikli lirik bir mesnevidir. Attar’ın aynı isimli eserinin tercümesidir. Cennet ve Cehennem konularını daha ayrıntılı incelediği bölümler nedeniyle asıl metinden ayrılır.
Altınordu sahasında yetişmiş birinin eseri olması bakımından edebiyat tarihinde önemli bir yeri vardır (F. Köprülü için bu konu önemli).


Mirac-name
Dil, içerik ve üslup bakımından Nehcü’l-Feradis’e benzeyen anonim bir eserdir. Uygur harfleriyle yazılmış tek nüshası Paris’tedir. Bu nüsha, 1436 yılında Malik Bahşı tarafından Herat’ta istinsah edilmiştir. Eserin Arap harfleriyle Çağatayca’ya tercüme edilmiş nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’ndedir.