PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : VIII-XIII. Yüzyıllar Türk Edebiyatı Ünite 5



Je Veux
28-11-2013, 01:16
12-13 yüzyıllar Batı Türk Edebiyatı: Anadolu’da Gelişen Tasavvufi Edebiyat
Selçukluların Moğol baskısı altında güç kaybetmeleri Anadolu halkını uzun yıllar sıkıntılar içinde bırakmıştır. Bu dönemde Mevlana, Sühreverdi, Ahi Evren, İbn Arabi ve Sadreddin Konevi gibi mutasavvıflar Anadolu’da tasavvufu yaygınlaştırmışlardır. Bunların yanında Horasan’dan gelen Yesevi dervişleri de tasavvufun yanı sıra ilahi aşkın huzuru ile halkı rahatlatmaya çalışmışlardır.


Mevlana Celaleddin-i Rumî
Ataları Belh şehrinde yaşamaktaydı. Babası Hüseyin oğlu Sultanu’l-Ulema Bahaeddin Muhammed, şehrin tanınmış âlim ve ariflerindendi. Mevlana’nın asıl adı Muhammed’dir. Lakabı Celaleddin’dir. Bugün İran ve Pakistan çevresinde Mevlevi, Batı’da ise Rûmî ismiyle anılmaktadır.
Belh şehrinde siyasi istikrar bozulunca Bahaeddin Veled 1219 yılında ailesiyle birlikte şehirden ayrılır. Önce Nişabur’a gelen Bahaeddin Veled, burada Attar ile görüşür. Bağdat’e vardıktan sonra hac için Hicaz’a geçer. Hicaz’dan Şam yoluyla önce Malatya sonra Erzincan, sonra da Larende’ye (Karaman) gelmiş ve yedi yıl burada kalmıştır. Larende’de kaldıkları süre zarfında Mevlana’nın annesi Mümine Hatun ve ağabeyi Alaeddin Muhammed vefat ederler. Mevlana burada Semerkantlı Lala Şerefeddin’in kızı Gevher Hatun’la evlenir (1225).
1228’de Karaman’a gelen Bahaedin Veled Altuniye medresesinde hocalık yaptı. 1231 yılında vefat etti.
İlk eğitimini babasından alan Mevlana tasavvuf çevrelerinden pek çok mutasavvıf ile görüşmüş ve dersler almıştır. Arapça ve lugatla ilgili ilimler başta olmak üzere, fıkıh, hadis ve tefsir gibi ilimlerde zamanının önde gelen âlimlerindendi. Babası öldüğünde 24 yaşında olan Mevlana, medresede hocalık yapmaya başlar. Bahaeddin Veled’in öğrencilerinden olan Seyyid Burhaneddin Tirmizi, Mevlana’ya tasavvufla ilgili bilgiler vermiş ve düşünce dünyasının şekillenmesinde ona yardımcı olmuştur. Tirmizi’nin ölümünden sonra Mevlana, içine kapanarak çevresinden uzaklaşmıştır. Mevlana’nın bu sükûtu 1244 yılında Tebrizli Şems’le karşılaşıncaya kadar devam etti.
Şems’le karşılaştıktan sonra zamanını sadece onunla geçirmeye başladı. Bu durum müridleri ve öğrencileri arasında rahatsızlığa yol açtı. Cemaatin serzenişinden rahatsız olan Şems, 1246 yılında Konya’dan ayrıldı. Şems’in gidişi Mevlana’nın yine içine kapanmasına neden oldu. Şems’in gidişine sebep olanlar yaptıklarından pişman olup duruma çare aradılar. Mevlana’nın oğlu Sultan Veled, Şems’i bulmak üzere yola çıkar ve yanında Şems’le birlikte geri döner. Ancak beraberlik uzun sürmedi. Ağırlıkla Mevlana’nın ortanca oğlunun nefretinden vesile, Şems bu defa temelli olarak Konya’dan ayrıldı. Mevlana aramaya çıktıysa da Şems’den ne bir haber ne de iz bulabilmiştir.
Şems’ten ayrılmış olmanın verdiği kederle şiire dönen Mevlana 48 bin beyitlik Divan-ı Kebir’i yazmaya başlar. Şems’e olan sevgisinden vesile Şems ve Hâmûş mahlaslarını kullanır. Divanı, Şemse izafetenDivan-ı Şems adı ile anılır.
Üzüntü içindeki Mevlana kendine naib ve halife olarak Konyalı Şeyh Selahaddin’i seçti. On yıl onunla bir arada kaldı. Oğlu Sultan Veled’i, Şeyh’in kızı Fatıma Hatun’la evlendirdi. Şeyh’in 1258’de vefatından sonra Ahi-Türkoğlu Hüsameddin Hasan onun hemdemi ve halifesi olarak kabul gördü.
Hüsameddin Çelebi’nin ısrarıyla müritlerine sülük adabını öğretmek amacıyla Mesnevi’yi yazdı.Mevlana, Hüsamettin Çelebi’ye ithaf ettiği eserini Hüsaminame diye adlandırmıştır.
17 Aralık 1273’te vefat etti. Yerine Hüsamettin Çelebi geçti. Mevlevi tarikatının ilk şeyhi olan Hüsamettin Çelebi 1284 yılında vefat etti. Yerine Sultan Veled geçti.


Edebi Kişiliği
Eserlerinde ağırlıkla tasavvufi konuları ele alır. Vahdet-i Vücut (=varlığın birliği) ve ilahi aşk konularını geniş olarak ele alır. İnsanın kazanacağı erdemlerle insan-ı kâmil mertebesine ulaşacağını belirtir. İçeriğe biçimden daha çok dikkat eden Mevlana’nın terci-i bendinin bentlerindeki beyit sayıları birbirini tutmaz. Şiirlerini özünden hissederek söyler. Dönemin edebi geleneğinden farklı olarak konularını serbestçe işlemiştir. Mısraların ortada ve sonra kafiyelenerek bir beytin dört mısra haline getirilmesinin ilk örnekleri Mevlana’ya aittir. Mevlana’nın eserlerini kaplayan aşk ve vecdin daha önceki örneklerini Ahmed-i Gazali (öl. 1123-24), Sena’î (öl. 1131) ve Şeyh Attar (öl. 1220?) dile getirmişlerdir. Mevlana, eserlerinde Sena’î ve Attar’ı anmıştır.
Saz başlarındaki edebi girişler dışında konuşma diline yakın açıklıkta yazmıştır.
Üslubu Horasan üslubu veya Türkistan tarzı diye bilinen Horasan ve Maverahünnehir şairlerinin üslubunun özelliklerini taşır. Dil özellikleri muhteva anlam zenginliği bakımından İran üslubuyla buluştuğu ortak noktalar da vardır.
Çok iyi bildiği edebi geleneği pek önemsememiştir. Kullanılmayan sözcük ve tabirler onun şiirlerinde yer bulmuştur. Şiirin, kafiye ve veznin kayıtlarından rahatsız olduğunu kendisi bizzat dile getirmiştir. Kendi ifadesiyle filozof ve şair de değildir.


Eserleri
Divan-ı Kebir


Gazel, Tercî ve rubailerden oluşur. Şiirlerin büyük kısmı Şems’e duyulan sevgi ve özlemin terennümüdür (eseri, Külliyat-ı Şems adıyla da anılır). Eserde ayrıca, Selahaddin Zerkub ve Hüsameddin Çelebi için söylenmiş şiirlerde yer alır.
Eserin tenkitli ilk yayımı B. Furuzanfer tarafından Külliyat-ı Şems ya Divan-ı Kebir adıyla yapılmıştır.


Mesnevi
Mesnevîhân: Mesneviyi hatmedip icazet aldıktan sonra okuyup açıklayan kimselere denir. Yaklaşık 24 bin beyittir. Hatimesini Sultan Veled yazmıştır. İkinci cildin ilk beyitlerinde Mevlana, Mesnevi’ye 13 Mayıs 1264 günü başladığını belirtmiştir. Genelinde didaktik bir eserdir. Kaynak olarak Kur’an-ı Kerim’e dayanan Mesnevi’de konunun akışına göre Kelile ve Dimne ile Mantıku’t-Tayr’dan hikâyelere yer verilmiş, Hâkim Senaî’nin Hadikatü’l-Hakika’sından yararlanılmıştır.
Mevlana hikâyelerini doğrudan değil başka hikâyelerle iç içe anlatır. Türk edebiyatında etkisi en güçlü eserdir. Mevlana’nın ölümünde yıl sonra Gülşehri, Mesnevi’den hikâyeler alarak şerh etmiştir.
Süruri (Hacimli bir şerhi vardır, Farsçadır. öl. 1562), sudi, Şem’î,İsmail Rüsuhi Dede [Ankaravî] (öl. 1631), Yusuf Dede (Ankaravî’yi özetlemiştir, dili Arapçadır. öl. 1669), Nahifi (Eseri manzum tercümedir. öl. 1738), Şakir Mehmed (Eseri manzum tercümedir. öl. 1836), Mehmed Murad (öl. 1847), Osmanlı döneminde Mesnevi’yi tercüme veya şerh etmişlerdir.
Mevlana ve eserleri üzerindeki bu ilgi ve dikkat tasavvuf ve tasavvufi konuların sürekli olarak güncel kalmasında etkili olmuştur.


Fihi Ma Fih
Onun içindeki odur veya ne varsa onda var anlamlarına gelen bu eser Mevlana’nın sohbetlerinde sorulan sorulara verdiği cevapları içerir. Sultan Veled ve ona bağlı kimselerin Mevlana’nın sohbetlerinde tuttukları notlardan derlenmiştir. Eser, Anadolu’da vâkıat türünün ilk örneğidir. Bahaeddin Veled’in Mâ’arif ve Şems’inMakalat adlı eserlerinden izler taşımaktadır.
Vâkıat (= ders notları)


Meclis-i Seb’a
Mevlana’nın yedi vaazının yakın çevresi tarafından bir araya getirilmesi sonucu ortaya çıkmış bir eserdir. Her vaazda bir hadis çeşitli örnekler ve hikâyeler ile açıklanmıştır.


Mektubat
Dönemin devlet adamları, dostları ve oğullarıyla olan mektuplaşmalarını içerir. Kitapta yer alan 150 kadar mektupta Mevlana’nın insanlara öğütler verdiği ve hayra teşvik ettiği görülür.


Mülemmaları ve Türkçe Şiirleri
Hasibe Mazıoğlu tarafından topluca yayımlanmışlardır. Eserden anladığımız kadarıyla Türk edebiyatında musammat şiir yazan ilk şair de Mevlana’dır.


Mevlana ve Eserlerinin Türk Edebiyatındaki Yeri
Mevlana’nın şahsına ve eserlerine hayranlık ilk olarak Şeyyad İsa’nın eserlerinde karşımıza çıkar. Ahval-i Kıyamet adlı mesnevisinde Mevlana başta olmak üzere Sultan Veled ile Arif ve Abid Çelebi’lere yer vermiştir. Yunus Emre ve Gülşehri ve Elvan Çelebi de Mevlana’ya şiirlerinde yer vererek onu övmüşlerdir.
Kastamonulu Şazi, Kirdeci Ali, İzzetoğlu, Yazıcıoğlu Mehmed, Hüdayi, Baki, Ahmet Paşa, Şeyhülislam Yahya, Nef’î, Şeyh Galip, Âşık Paşa, eserlerinde Mevlana’yı anmış veya şiirlerini / hikâyelerini kullanmışlardır.
Âşık Paşa Garib-name’sindeki bir hikâyeyi Mesnevi’den almıştır.
Mu’înî, Sultan II. Murad devrinde Mesnevi’nin bir cildini tercüme ve şerh etmiştir.


İleri yıllarda Mevlana’nın yanı sıra Mevlevi şairleri hakkında da eserler ortaya çıktı. Sakıb Dede (öl. 1732) Mevlevi şairleri tanıtmak amacıyla Sefine-i Mevleviye, Esrar Dede (öl. 1796) Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyeadlı eserlere imza atmışlardır.
Vasıf Efendi’nin Mecmua-i Medayih-i Mevlana adlı eseri 600 kadar şair hakkında bilgi vermektedir (Osmanlı Şiirinde Mevlana Övgüleri ve Mevlevilik Unsurları adıyla 2009 yılında yayınlanmıştır).


Sultan Veled
Eserlerini Farsça yazmakla beraber Türkçe şiirleri de vardır. Mevleviliği sistemli tarikat haline getirmiştir. Tarikatın ilk şeyhi Hüsameddin Çelebi’dir, 1284’te vefat etmesinden sonra yerine Sultan Veled geçmiştir.
Mevlevilik başta Bursa ve Edirne olmak üzere Osmanlı devleti içerisinde hızla yayılmış, kimi padişahların yardım ve desteğini görmüştür.
Sultan Veled, az sayıda da olsa gerçek manada Türkçe gazel yazan ilk şairdir. Divan, İbtida-name,Rebab-name, İntiha-name adlı mesnevileri ile nesir olarak yazdığı Ma’arif olmak üzere beş eseri vardır.


Ahmed Fakîh
Türk Edebiyatı’nda aynı birkaç şair vardır. Bunların ilki Konya’da yaşamış ve 1221 yılında vefat etmiş olan Hoca Fakîh / Fakîh Ahmed’dir.
İkincisi Bahaeddin Veled’in öğrencisi olan, 1251 yılında ölen Ahmed Fakîh’dir. Fuad Köprülü, Mecdut Mansuroğlu ve Hasibe Mazıoğlu, Çarh-name’nin şairi olarak 1251’de ölen Ahmed Fakîh’i nazarı dikkate alırlar. Bunlardan başka 14. Yüzyılda yaşamış iki ayrı Ahmed Fakîh daha vardır. Son yıllarda yapılan araştırmalar Çarh-name ve Mesacidi’ş-Şerife’nin 14. yüzyılda yaşamış olan Ahmed Fakîh’e ait olduğu yönündedir.
Çarh-name
Eğirdirli Hacı Kemal’in Cami’ü’n-Nezair adlı nazire mecmuasında yer alan, kaside nazım şekli ile yazılmış 83 beyti elimize ulaşan eksik bir manzum eserdir. Mefâ’îlün mefâ’îlün fe’ûlün vezni ile yazılmıştır.
Kitabu Evsafı Mesacidi’ş-Şerife
Eserin aslı Londra’da British Museum’dadır. Hasibe Mazıoğlu tarafından yayımlanmıştır. 347 beyitlik küçük bir mesnevidir. Mefâ’îlün mefâ’îlün fe’ûlün vezni ile yazılmıştır. Hece vezni ile yazılmış dörtlükleri de vardır.
Yapı bakımından Kutadgu Bilig’e benzer. Anadolu’da yazılmış ilk Türkçe mesnevidir. Dil yönünden anlaşılır, açık ve sadedir. Peygamber’in Medine’ye hicreti, Mekke ve Kâbe gibi dini konulara yer verir. İçerik yönünden bir çeşit seyahatname sayılabilir.


Dindışı Klasik Türk Şiiri
Sultanların sazlı, şaraplı eğlence meclisleri olurdu. Bu meclislerde bulunan kimseler için söylenen şiirler ayrı bir şiir kolu olarak ele alınır.


Hoca Dehhani
Selçuklular döneminde sarayda bulunmuştur. Elimize ulaşan tek kasidesine göre Horasan’dan Anadolu’ya gelmiştir. III Alaeddin Keykubat döneminde sarayda bulunmuştur. Sultan tarafından Selçuklu şeh-namesi yazmakla görevlendirilmiştir.
Şiirlerinden anlaşıldığı kadarıyla sanat yönü ağır basan şair Farsçayı ve Fars edebiyatını iyi bilmektedir.İran şiirinin edebi sanatlarını ve mazmunlarını Türk şiirinde kullanarak divan şiirimizin temelini atmıştır.
Kasidesi baharı anlatan nesip ile başlar. Bu kısım 12 beyittir. Akabinde övgülere, sonrasında da Horasan’a gitmek istediğinden söz ettiği beyitlere yer verir. Padişaha dua ile esere devam eder. Mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün vezniyle yazdığı kasidesinde fiilleri çok kullanır. Bu durum şiirine hareket kazandırır. Dehhani için örnek kahraman Hazreti Ali’dir. Edebiyat dünyasına Fuad Köprülü tarafından tanıtılmıştır. Şiirlerinde farklı vezinleri kullanan Dehhani, Farsça tamlamalara da çokça yer vermiştir. Devrinde dil yönünden kendisine en yakın şair Gülşehri’dir.
Kasidesi de dahil olmak üzere elimize kalan eserlerinin toplamı 94’tür. Bununla beraber Hoca Dehhani, divan şiirinin sınırlarını belirlemiş ve divan edebiyatı şairlerinin pek çoğunu etkilemiştir.